28 Ağustos 2008 Perşembe

"Badluck and misfortune will infest your pathetic soul for all eternity"



Rocko's Modern Life, en eğlenceli bölümlerden birinin ana repliği. Replik sayılmaz gerçi, şans kurabiyesinden çıkan ve bölümün tüm gidişatını belirleyen fal. Ve evet, inanılmaz eğleniyorum ben bu cümleyle. Hatırladıkça eğleniyorum. Evet, o eğlenen benim. Mesela şimdi beni görseniz, aha ayşegülnazcan dersiniz, eğleniyorum çünkü. Hatırlıyorum, eğleniyorum. Unutuyorum susuyorum. Ehm, neyse...

Bu cümleyi başlık olarak kullanmamın nedeni son iki gün. Hayır, çok daha şanssız ve kötü günlerim oldu, ve hatta kötü geçmiyor günlerim ama ufak tefek, saçma sapan şeyler. Sanırım önce efsane buluşmayla başlamalıyız...


Çok acaip yerlerin çok acaip statülere sahip liderimsi insanları Nil İpek Hülagü ve Erman Bozköylü Bornova Metro'da günümüzün çok acaip sorunlarını çözmek için bir araya geldiler, ama dünü efsane yapan aslen bu değil. Efsane statüsüne yaklaştıran bir önceki gün yaşanan abuk sabuk durumlar, ama o bile değil.

Ne yaptık? Bu abimiz yemek yedi, nargile içtik, ben yemek yedim, bira içtik. Bol bol muhabbet ettik, güldük, eğlendik. Alsancak'ta olmamızdan kelli normal olarak tanıdık insanlar gördük, bir Özgün olsun, bir Spark olsun... "Durmadan set" durumunun nasıl olabileceğini tartıştık, ben iki poğaça yedim (iki poğaçaa), beyefendi sağolsun ben o yanımda zannederken kaybolup pizza sırasına girdi, ben aptal aptal baktım... Akşam vakti bol bol dertleştik falan... Yani buraya kadar hiçbir sorun yok, gerek benim zeka düzeyim, gerek Erman'ın genel tavrı, hatta Alsancak, sıcak, İzmir, bütün faktörleri bir araya getirdiğimizde son derece normal bir gün. Güzel, eğlenceli falan. Mis.


Peki ne oldu? -Erman çantasını benim çantamda unutup otobüse bindi. Ya da, suçu kendi üstüme alayım, Erman'a çantasını vermeyi unuttum.
Ne var bunda? -Şu var: Erman Akhisar'a geri dönecekti, son otobüse kılpayı yetişiyordu. Otobüsten inince çantasının olmadığını fark etti ki-o fark ettiğinde Bornova'da, ben ise Karşıyaka'daydım, yani taksiye bile binsem yetiştirme şansım yoktu.
Çanta niye bu kadar önemli? -Erman'ın parası, otobüs bileti, her şeyi çantada. Hadi onu geçtim gözlükleri de çantada.

Sonuç?
-Erman'ın yanında ATM kartı vardı, Ege Üniversitesi'nde ATM aradı, otobüsü kaçırdı. Ben bu arada Karşıyaka'dan nasıl yardım edebileceğimi düşündüm, olmadı, elimden bir şey gelmedi. Neyse ki başka otobüs varmış, bindi ona ve gitti Erman. Çantayı göndermem lazım, ama hala bende.
Sanırım Erman bana küfrediyor şu anda. Evet.

Ne diyordum? Formula G ve Hidromobil başladı yahu. Gerçi iki sene önceki kadar işin içinde değilim bu sefer, ya da PWAda olduğu gibi sabit bir görevim yok, çünkü ofiste durması lazım birinin. Yine de geçen seferki yarışçılardan var birkaç tane, tanıdık yüzler, eğlenceli muhabbetler, arada fotoğraf falan... Güzel yani, eğlenceli yine. Bu soldakiler de bizim okulun (Boğaziçi Üniversitesi) Hidromobil aracı. Ekipteki kimseyi tanımıyorum. Güneş enerjili araçlarının takımıyla tanıştım gerçi, aracın adını da 59R koymuşlar, hoşuma gitti:)






Ne oldu? -Bugün bütün bulutlar toplandı, hatta yağmur çiseledi, hatta az önce yağmur bastırdı.
Yani? -Bütün araçlar pit dükkanlarıyla bağlantılı, ancak pit dükkanlarının dışındaydı-hatta Hidromobiller için oluşturulan gölgelik alanın su geçirip geçirmediğinden bile emin değilim. Hadi bunları bir yana koyalım; güneş enerjili otomobiller yarışı ulan. Şarj olmuyor haytalar.
E sonunda güneş açmayacak mı, İzmir sonuçta? -Bir dedikoduya göre hayır. Yani cumartesi öğlene kadar böyle devam edecek gibi söylentiler var. Tabii ben internet başında olduğum halde bakıyor muyum hava durumuna, hayır bakmıyorum.
Neden? -Üşeniyorum çünkü.
Oha. -Evet.
Başka? -Karabük Üniversitesi'nin aracı yandı bir de basın toplantısı esnasında. Hepimiz üzüldük-burada hepimizden kasıt gerçekten hepimiz. Yani herkes üzüldü. Herkes pek bir seviyor burada birbirini.

Formula G ve Hidromobil konusunu şu Rammsteinkonserivari resimle kapatıyorum ve akabinde bambaşka bir konuya atlıyorum:

Ich will die ruhe stören!

Lubitel ulan!
Aslen sadece elimdeki medium format filmleri kullanabilmek için bulup ısmarladığım, ancak canlı canlı görüp, orasını burasını kurcalayıp, kendisiyle bir süre bakıştıktan sonra aşık olduğum bir makinedir kendisi. Gitgide antikalaşıyorum, bunu fark ettim, bu da bazen beni rahatsız ediyor ama çok da taktığım söylenemez.
Ama makine çok güzel yahu... Harbi çok güzel... Güle güle kullanayım bunu ben...

4 yorum:

sarunas jasikevicius dedi ki...

oha! erman adına cidden üzüldüm be..

bi ara şeyedelim mi bizde canımın içi, özledim.. (bi ara görüşelim diyip görüşemeyen adamlardan oldum, tiskindim kendimden)

operadaki fantom dedi ki...

inşallah be balım. umutlu değilim ama, en kötü ihtimalle alsancakta rastlaşırız yani.

October Swimmer dedi ki...

kaç basıyor bu jdklasjdk
şaka bir yana ben bunların nasıl film aldığını merak ettim hep. normal makara mı alıyor yoksa özel filmleri mi var?

operadaki fantom dedi ki...

medium format filmler var işte... 35mmliklerden daha büyük:)