sultans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sultans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2011 Pazar

Beylikdüzü'nden halam gelmiş*







Bu şarkı çaladursun, severiz.

Efenim yine İstanbul, yine maceralar, yine konserler derken kendimi yine İzmir'de, odamda blog yazarken buluyorum. Bu ay her haftasonunu İstanbul'da geçirmiş ve doğru dürüst tatil yapamamış bir insan olarak aslında fazlasıyla yorgunum. Ama İstanbul güzel, orada dostlar var, okul var, sahneler var. Bas gitarımla mandolinimi orada bıraktım, onlar var, Ali Bey var.

Bu sefer Dogzstar konseri için İstanbul'daydım, hazırladığım afişin ne yazık ki divshare köşelerinde çürümeye bırakıldığı, onun yerine EP görselimizin kullanıldığı konser, fazlasıyla butik bir organizasyon oldu. Bir yandan BAL'dan değerli arkadaşlar görmenin mutluluğunu yaşarken, diğer yandan konserin son iki şarkısında elektriklerin kesilmesinin mutsuzluğunda boğulduk. Yok lan yok, boğulmadık. Onun yerine muhabbet ettik.

Sonra, ertesi gün için çimlerde çaylı kahveli konser vermeye hevesli olan Lemur, öğlenden itibaren provaya koyuldu, ama şarkıları birer kez çalıp "tamam yea" diyerek kendini "konser alanı"na attı. Eşimiz dostumuz bir sürü insana, mandolin ile ukulelenin (tahminimizce) duyulmayı tamamen reddettiği, bongoya shakera doyduğumuz ve gittikçe üşüdüğümüz bir konser verdik. Aşağıda İrem Gülersönmez'in elinden bir takım fotoğraflar göreceksiniz-ki kendisi ölesiye cici bir insandır:




Bir de bunlardan bağımsız olarak Boğaziçi Sultans vardır ki, takım olarak çok zorlu bir maçtan çıkmıştır bugün ve ligin olmasa da gönüllerin şampiyonudur:


*Başlık ve konserlere katılım açısından Ayhan'a ve bu İstanbul gezisine neşe katan Ekin, Onur, Atilla, Kadir, Otcan, Emir Bey'e çok teşekkürler...

6 Nisan 2011 Çarşamba

Bir takım unutulan olaylar, ya da kurutulan çiçekler ya da bir damla hebelehöt

Yazacak yahut paylaşacak bir şey bulamayınca sevgili blog boynu bükük kalıyor. Yazacak bir şey bulduğunuzda blogger kapatılıyor. Siz blogger'a erişebildiğinizde ise hevesiniz kaçmış oluyor. İşte koskoca Mart ayında sadece 3 adet yazı bulunmasının nedeni budur sayın seyirciler.

O zaman bir süredir klasörlerimizde uyuklamakta olan bir takım fotoğraflar gün yüzüne çıksın da gönüller şenlensin.

Bir kısım eş ve dost:
Eş ve dost bonus:

"Allam nolur annemi, abimi ve Sakareller'i koru, amin"

Amerikan futbolu ne acaip spor:

Birkaç hafta önce "Mesleğime Dokunma" eylemine katıldık, mesleğimizi savunduk. Biraz "butik" bir eylem oldu, çok katılımcı yoktu, ama en azından bir şeyler yaptık, orada bulunan, yanımızdan geçen birkaç kişi "ne diyor bunlar" dediyse o bile bir şeydir sonuçta.
Dipnot: Tabii ki Taksim'de yapılan ÖSYM karşıtı eylemden sonra, şu fotoğraflar oldukça anlamsız kalıyor, ama olsun:


11 Nisan 2010 Pazar

Kermit vs. Miss Piggy


Ali Öztürkmen'le bembeyaz gülüşler, Ayşegülnazcan Lunaparkta'yı sunar.

Perşembe gününden beri kayda değer bir çok etkinliğe katıldık, katılımsadık. Misal, David Helfgott konserine gidip "oheay be abi" dedik, etkilendik. Ya da cumartesi Sultans maçı var diye cuma gününden sahayı boyayanlara katıldık, nasıl?


Aslında gönül isterdi ki insanların dibine dibine gideyim, daha belgesel nitelikte; "Bakın saha boyamanın aşamaları bu şekilde oleyor" fotoğrafları çekip, öyle bir yazı yazayım... Lakin hem insanlara rahatsızlık verme hissiyatları, hem de aslında belgelenecek çok da bir şeyin olmaması gibi değişkenlerin hayatımızda oynadığı roller cümlelerin resmen kontrolden çıktığı dakikalara denk geliyor. Evet, gidip insanları çekemedim, belki hatta biraz üşenmiş de olabilirim, ama gittim sahadaki sıfırlardan birini de ben çizdim, maça ben de katkıda bulundum. O değil de, bu kızcağız ben fark etmeden bana poz vermiş, onu hiç anlamadım mesela:


Tabii ki atraksiyona doymayan bünyeler, cumartesi sabahı da kendilerini Eminönü'nde buldu. Yalnız bundan bahsetmeden önce bir uyarıda bulunmak istiyorum, Hayyam Pasajı'nın hemen yanındaki eczaneye Hayyam Pasajı'nın yerini sormayın. Kağıdı yapıştırdıkları reklamdan da anlaşılabileceği üzere çok tehlikeli hale gelebiliyorlar.


Ozan Bey'in filmi sarmayan makinasını tamire bırakmak, ve Sayın Şakarer'e güzel bir makina almak amacıyla sabahın erken saatlerinde kendimizi Eminönü-Sirkeci civarlarına atmış bulunduk. Nitekim, makinayı tamire bıraktık, Şakarer'e de güzel bir Minolta aldık, hatta içine siyah beyaz filmi takıp mendilci çocuk kovalayacaktık, ancak ne yazık ki 1 liraya satılan filmlerin esiri olmuştuk, üstelik vaktimiz de yoktu. Biz de birkaç alternatif rock grubu fotoğrafı çekip dağıldık.
Evet resmen otopark, hem de 24 saat...


Onun dışında aylardır planlanagelen ve bir türlü gerçekleşemeyen 7pf2p buluşmasını gerçekleştirebilmenin mutluluğunu yaşıyoruz grupça. Bir de Emir Bey'le yaşadığımız bir mutluluk var; çarşamba günü Sabancı Üniversitesi'ndeyiz, bir şekilde prova yapacak zaman bile bulduk, inanır mısınız... Bir de dün amerikan futbolu maçı izleyip anlamaya çalıştım ya, artık sanırım ölsem de gam yemem.