laylayloyloy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
laylayloyloy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Eylül 2023 Cumartesi

Kelebekler

-Berkay uzun süreli bisiklet kiralamıştı -bisikletler sık sık çalındığı için en mantıklısının o olduğuna karar vermişti- ama üzerine bir de kucağına iyi bir bisiklet düşünce kiralanan bisiklet bana kaldı. Biz de normal bisiklet yolculuğuyla yarım saat ama Nilipek. hızıyla 45 dk uzaklıktaki botanik parkına gittik.

Ne zamandır bir tarla ortasında durmamıştım. Ne zamandır kelebek görmemiştim. 


Bu huzurlu fotoğrafta tabii ki 3 yıldır bisiklet sürmeyen Nilipek.'in 3 gün süren popo ağrısını göremiyoruz.

-Annemle babam geldi Berlin'e, ama Stockholm'de zaten gezi içgüdülerini doyurmuş ve Berlin'e öyle gelmişlerdi. Haliyle burada gezmekten çok aile saadetine, kuzenlerle bir araya gelmeye ve BİRAYA odaklandık. 




Tüm sevdiklerimiz BİRArada gibi kötü şakalar yapar mıyım, bence yaparım

Ama hiç gezmedik denemez tabii ki. Burada tanıştığımız müthiş insan Ares'le Yahudi Berlin turu yaptık (daha doğrusu halihazırda yaptığı tura biz ekleniverdik), Tempelhof'ta dev uçurtmalara baktık, babam Berkay'la Hertha Berlin maçına gitti, biz annemle Mauerpark'ta bir pazarı gezdik, son gün göl kenarında gün batımını izledik. Yani gayet Berlin deneyimi yaşandı, yaşanmadı değil. 

Zaten eşten dosttan duyduğumuz kadarıyla kışın gelselerdı gerçek Berlin deneyimi galiba tamamen evde oturmak üzerine olacaktı.



BERLİN, BERLİNİMİZ...

-Annemleri yolcu ettikten sonra aramıza Osman katıldı, Berlin'de beraber bir gün geçirdikten sonra Münih'e doğru yola çıktık. Münih yolunda içimizdeki oraya buraya tırmanma arzusu bünyemizi ele geçirince (?) kendimizi Sachsische Schweiz'a attık. Evet, yaklaşık 2 dakikamı mekanın adını bulmak ve doğru yazılışını öğrenmek için kullandım.


Sonsuz yürüyebilen ama onun dışındaki tüm fiziksel etkinliklere mesafeli yaklaşan biri olarak doğa yürüyüşü ile dağa tırmanma arasında kaldığım bu bir saat çeşitli gelgitlerle doluydu. Yani en tepeye çıkmayız herhalde diyordum, hatta en son bu "ben herhalde en tepeye çıkmam"a dönüşmüştü ama sonunda kendimi en tepede buldum. Farkında olmadan çıktığımız tepelere, dinlene dinlene yürüdüğümüz yollara selam olsun gibi anlamlı gözüken ama hiçbir anlamı olmayan cümleyi buraya koyuyor, kendimi müsadenizle azcık başarılı hissediyorum.


Hak edilmiş (ve yenmiş bitmiş) bir şnitzel.

-Münih'e gelişimizin asıl bahanesi Import/Export'taki konserimizdi tabii ki. Geçen sene Münih konserimizi biraz son dakikada ayarlamış ve AnkerHAIDE adlı geçici bir mekanda vermiştik, vesileyle de  Tuncay Abi'yle tanışmıştık. Bir sene arayla yine Münih'te, bu sefer yıllar önce işgaline ve kuruluşuna ortak olduğu, şimdi de etkinlikler düzenlemeye devam ettiği Import/Export'ta yan yanaydık.

Konser çok güzeldi, dinleyiciler çok güzeldi. Konser vermeyi özlüyorum ya ben, aktif olarak özlüyorum. Bu da böyle bir bağımlılık.





Bu fotoğrafları Eliz Alikoc (fotostudiofly) çekti.


-Peki Münih maceramız bitmiş miydi? Tabii ki bitmemişti. Geçtiğimiz sene olduğu gibi bu seneki konserimiz de Oktoberfest'le aynı zamana geliyordu ve bu sefer geçen seferkinden daha akıllıydık: konserden önceki değil sonraki gün gidecektik. Ne kadar turistik ve pahalı olsa da Oktoberfest'te maymun olmanın Osman-Berkay-Nilipek. üçgeninde özel bir anlamı var. 







Öncesiynen sonrasıynan, insanıynan maymunuynan...


10 Eylül 2023 Pazar

Böğrlin


Berlin'e taşınalı bir buçuk ay oldu.

Bu cümle çok garip geliyor, çünkü bir yıldır bunu planlayıp gereken her şeyi yapsak da sonunda yine apar topar taşındık, ve taşındıktan sonra insan karar verme, hazırlanma sürecini unutuyor, taşındığıyla baş başa kalıyor. İki büyük bavul, iki küçük bavulda ekipmanlar, bir gitar, iki sırt çantası ve bir köpekle -sanki bir anda- taşındık.

"Benzer bir karar verecekseniz şunlara dikkat edin" konulu bir yazı değil bu, ama illa ki bir dersler de çıkar. Mesela düşündüğümde bir süre cepten yiyeceğimize emin gibiydim, lakin bunun sebebinin konser ayarlayamamak olacağını tahmin ediyordum. Onun yerine bürokrasiden, gelmeyen kimlik numaramızdan ve vergi dairesine kayıt yaptıramayıp fatura kesememekten gol yedik.


Yoksa konser vermekle kalmadık, poz bile verdik.


Ama genel olarak hayat çok güzel. Bir yerden bir yere giderken günün her saatinde güvende hissetmek gibisi yokmuş. Ne yaptığınızın, ne giydiğinizin, nasıl gözüktüğünüzün umursanmaması gibisi yokmuş. İnsanların tüketmesi için değil mutlu yaşaması için tasarlanmış bir yerde yaşamak gibisi yokmuş. İlla ki bir yerlerde bir tokatlar yeriz, ama şu anda iyi geliyor bu rahatlık, ve buraya da not etmek istedim.


Bu sabah mutfakta, rattan koltuğa oturup günlüğüme neler istediğimi listeledim. O koltuğu alıp mutfağa koyduğumdan beri sabahları orada günlük yazmak istiyordum, bugünmüş o gün. Neyse, her zaman değil ama çoğunlukla hayatımı istediğim değil istemediğim şeyler üzerinden, karşıtlıklarla kurduğumu fark ediyorum bir süredir. Bugün listeyi yaparken, daha doğrusu uzun zamandır ilk defa hayal kurup hedef koyarken, navigasyon çalışmasa da istediğim şeyleri haritada görebildiğimi fark ettim. 

Bu hissi unutmuşum, güzelmiş. Yolu gerekirse ben açarım.



Not: Tabii ki bu bir buçuk ayda on beş bin şey oldu. Misafirlerimiz oldu, yıllardır görmediğimiz arkadaşlarımızla buluştuk, IKEA yollarını aşındırdık, çok yedik, çok içtik, konser verdik. Favori spatimiz, en sevdiğimiz marketimiz bile var. Ama olay olay yazmaya belki zamanla tekrar dönerim, şimdilik duygular, duygularımız...

10 Aralık 2022 Cumartesi

Günlerin geçişi için uygun seyir noktası



  • Merhaba blogcan. Bıraktım, gittim, saldım sandın ama ı-ıh. Geri kalan her şeyi saldığım için dönüp dolaşıp kendimi burada bir şeyler anlatmak isterken buluyorum. Anlatacağım spesifik bir şey var mı emin değilim, ama olsun.




  • Hayatın beni getirdiği yere bazen çok gülüyorum, bunu düşündüm şimdi boş sayfaya bakarken. Genelde hayat beni yüzde yetmiş emin olduğum yerlerden sınıyor bak. Yüzde 80-100 arasına bulaşmıyor (ya da belki bulaşsa da inadım sayesinde onu fark etmiyorum), yüzde ellinin altına zaten dönüp bakmıyor. Ama yüzde 60-70 çok iyi oran. Emniyet oralardaysa illa ki bir zorluyor hayat. Kendime bunun ne anlama geldiğini hatırlatmak için de şunu yazayım; hiçbir şey içmediğin partinin sonunda aç karna bamya turşusu eşliğinde duble viski yuvarlamış olmanın bir sebebi vardı: HAYAT.
  • Bu ipucunu inşallah 20 yıl sonra da hatırlarım dönüp baktığımda ahahaha. Kesin unuturum.


Konuyla alakasız, konumla alakalı, söz konusu viskiden saatler önce Doğu Orcan gardaşımlan pozivaybs bir foto

  • Geçen pazar Gökçekızla Volkançocuğu Büyükada'daki evlerinde ziyaret ettik. Hayatımda mesai günü gibi bir kavram olmadığı için hafta sonu adaya gitmek normalde bende büyük huysuzluk yaratırdı-ama şaşırtıcı şekilde ada boştu. Hava kötü gibi gözüken çok iyi havalardandı, sanırım ondan. Gökçe'nin yeni şarkılarını dinledik, Berkay ve Umut şarkıları nasıl düzenleyecekleri üzerine konuştular, ben de arada işgüzarlık yapıp lafa daldım, hemen de kendimi kötü hissettim lafa daldım diye. Ama galiba bir şarkısını ben mi yapacağım ne.


  • Etraf AI ile yapılmış, sahiplerinin bayıldığı avatarlarla doldu ve bununla nasıl başa çıkacağımı bilmiyorum.

Temsili görsel

  • Bütün gün stüdyoda demoydu, editti uğraştıktan sonra Gazhane'de Simge Pınar konseri yakaladım. Epey tatlı konserdi. Çok heveslendim fotoğraf çekeyim diye ama hem ortam çok karanlıktı hem de uzaktan çekmek için uygun lens almamışım yanıma. Rezillik, ama güne güzel bir final.

  • Bu hafta iyi hareket yaptı oradan oraya. Her seferinde eve yürüyorum diye bir madalya bekliyorum ama veren yok. Yazıklar olsun.
  • Dün sabah yola çıktım St. Benoit Lisesi'ndeki konser için. Öğle tatili konseri verdim liseye, inşallah vay efendim bir öğle teneffüsümüz var yedi bitirdi kadın dememişlerdir. Tatlıydı baya, okul da, insanlar da. Sonra Zeynep'le kahve, Senkop'tan bir şeyler, Ahmet Rüstem'in etkileyici sergisi derken sonunda Eda Hocamla buluşup doktora tezli kutlama fotoğrafımızı çekildik. Şükür be.



(Keşke bu fayanslar gerçek olsa)

  • Bugün -nihayet- makinamı M42 analog lenslerimle denedim. Bendeki Jupiter 9 baya kendine has, hakkında epey video çekilmiş bir lensmiş meğer. Hatta hızımı alamayıp Berkay'ın Zenit'indeki Helios'la da denedim. Sonra Berkay da bir şeyler denedi. Adaptörler kalp ben galiba. 





(Bence Jupiter 9'un genel tarzını en iyi anlatan fotoğraf bu oldu)

27 Ocak 2021 Çarşamba

Dehidrasyon


Nice zaman sonra film banyolatmamın şerefine, Eminönü'nde çekilen bir film bitirme fotoğrafıyla başlıyorum.


  .     
  • Selam bloğ, nasılsın, iyisin umuyorum? Ben iyiyim.
.   
  • Müthiş hızlı kararlarla önce doktorayı bırakıp sonra geri dönüp sıfırdan başladım. Keyfim yerinde, ama kimseye önermem. Dün tez izleme bitince rahatlarım diye düşünüyordum, ama tez izleme çok iyi geçince "ulan bu işi sürdürebilecek miyim, çok iyi olacak mı, ya olmazsa, ya yapamazsam" diye yepyeni kaygılara sahip oldum. İşin iyi (ve aslında kötü) tarafı; o kadar çok zaman öldürdüm ki "ay doktora yapayım mı", "yok yok yapmayayım", "hocam ne dersiniz", "aa hoca gitmiş" derken, sonunda tezi yazabilmem için en fazla 2 sene gibi bir süre kaldı. Yani iki senede bitti bitti. Uzatma şansım yok. Harika bir şey bu.
















  • Bir ara "kimsenin sevmediği şarkılarım" konseri vereyim bence. Bu üstteki fotoğraf da afişi olsun.
  • O oldu bu oldu, şunla tanıştım, bunla tanıştım, ama hiçbirinin sonucu çıkmadı daha. Oyunlar Holding'i bekliyorum heyecanla. Bir de Eylül'e performans videoları çektik Berkay'la, bakalım nasıl olacak.

  • Ama tabii unuttuğum şey, aslında hep über güncel şeylerden bahsetmek zorunda değilim. İş Sanat'ta şöyle bir online konser vermiştik, çok yakışıklıydık, epey de güzel konserdi:


  • Aa e tabii bir de şu var, onu da buralara koymamışım ne saçma. Günebakan'a klip çektik. İlk büyük prodüksiyon, ama yine tabii kendi çapımızda büyük prodüksiyon. İyi bir ekiple, iyi bir yönetmenle, çekim dediğimiz meğer düğün gibi bir şeymiş:



  • E başlamışken şunu da unutmayayım, Koff Animation ile çok güzel bir işbirliği yaptıktı, oyunlu videolu, o da burada:


  • Başta da dediğim gibi, uzun zaman sonra film banyo ettirdim. Öncesinde toplantı vardı, az şık giyineyim dedim, yağmurda sıçan gibi oldum, şıklık yakışıklılık gibi değerlerimiz çok hızlı tükendi. Sonra filmden sıcak, güneşli günlerin fotoğrafları çıktı. Bu da böyle bir zaman. O kadar çıkmıyoruz ki filmler anca doluyor.







29 Aralık 2020 Salı

Fıstık ezmesi

Anneannemlerdeki fıstık ezmesi kavanozunu ve tadını hiç sevemediğimi hatırlıyorum. Sonra da üniversitede sırf ucuz bir sürülebilir malzeme diye alıp, yine bir süre sevemeyip, sonra bağımlısı olduğumu. Bir de tabii tuzlu kavrulmuş fıstık var, Hollanda'da kilosunu 50 sente alıp tez sabahlamalarında fıt fıt fıt yediğim. Metabolizma değişik bir şey, şimdi yapsam anında 3 kilo alırım. Yapmadım, yine de aldım.

Konumuz olan yer fıstığı aslında bu kız. Yazdıklarımın konuyla bir alakası yok.

Fıstık kız evimize geleli 5 ay oldu tam. Zaten müthiş rutine oturtabildiğimiz bir hayatımız yoktu pandemi öncesinde de, ama eve kapanınca bir zaman göletinde yüzmeye başlamıştık. Bir köpekle yaşayabilir miyiz, bir köpeğin ihtiyaçlarını karşılayabilir miyiz, heyvan mutlu olur mu falan derken sonunda kendi aramızda kararımızı verdik, karşımıza da bu kızçe çıktı. Yer fıstığına benzediği için de adı Fıstık oldu.


İlgi arsızı, ve bazen dilini dışarıda unutuyor. Bazen koltukta değil de masada çalışıyorsam gelip zorla beni koltuğa alıyor, sırtını bacağıma dayayıp uyuyor. Uyurken kafasını koltuktan aşağı sarkıtmayı, bir de bileğini bükmeyi çok seviyor. Gitarlarımı yalıyor, çıkan ses hoşuna gidiyor. Eskiden oyuncaklarını da gitarlarıma atıyordu, sanırım onları da ona karşılık verebilecek bir canlı sanıyordu, bilmiyorum. Yemek saatlerini saate bakmış gibi bilip etrafımızda dönmeye başlıyor. Arka camdan görünen apartmana girene çıkana aşırı sinirleniyor, çünkü nasıl olur, nasıl girip çıkarlar o apartmana. Oyuncaklarının adını biliyor. İstediği şeyleri anlatmak için kafasını yana eğmek gibi bir yöntemi var, liste gibi sayıyorsunuz, istediği şeyi duyunca kafasını yana eğiyor. Pati vermeyi öğrendikten sonra her bir şey istediğinde havalara pati vermeye başladı. Herkes bir arada olsun istiyor, ayrı odalarda olmamız hoşuna gitmiyor.

Herkes onu sevsin istiyor. Herkesin yanına giderken ne kadar iddiasız, ne kadar tehdit unsuru olmaktan uzak olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. O yüzden pek de ciddiye almıyor bunu diğer köpekler. Bir keresinde eve başka bir köpek daha geldi, çocuk gibi mutlu olup bütün oyuncaklarını ona getirdi. Boris ona havladı, Fıstık da çok üzülüp küstü.


Biz mi Fıstık kızı tüm ezikliklerimizle kendimize benzettik, yoksa bu kız zaten böyleydi de biz mi ona yakınsadık, ya da bunların hepsi saçma tespitler mi bilmiyorum. Sonuçta düşününce ben uyanınca dilimi dışarıda unutmuyorum, demek ki o kadar da değil.