19 Mayıs 2020 Salı

Kumrucuğum


"Ney, bir günde iki post mu? Nilipek., sen çıldırmış olmalısın!" dediğinizi duyuyorum. Bu kararımla ekonominin ve siyasetin birbirine girdiğinden haberim var.




Mutfağın açılmayan bir penceresinin önüne bu kumru (ve tahminim eşi) yuva yapmışlar. Sanırım dün akşam, çünkü bu sabah gördüm.

Eve Aralık'ta taşındık. Son üç aydır sanırım, balkonda çalı çırpı bulup duruyor, kumruların yuva yapmaya çalıştığını tahmin ediyor, ama tam nereye nasıl yaptıklarını anlamıyorduk. Zeki arkadaşlarımız balkon kapısının üzerine, duvarla sineklik arasına yapmaya karar vermişler yuvayı, ama o kadar dar bir yer ve boşluklar o kadar geniş ki hiç bir dal parçası yukarıda duramıyor, her kapıyı açıp balkona çıktığımızda da daha fena dağılıyor yuva. Toparladık, karton koyduk, ama beğenmediler balkon mahallesini, bir süre gidip geldiler, ortamı kestiler ama sonra bir daha uğramadılar.

Hiç açılmayan, kedilerin de bizim de hiçbir şekilde ulaşamayacağımız bir yer bulmuşlar şimdi kendilerine. Hayalimde bir on on beş gün sonra ehere ehere diye yaşayacağımız sevinçler var, ama bir tarafım da umarım dram izlemeyiz diye tırnaklarını yiyor.

Evime gelen her canlıyı işaret olarak almaya meraklıyım, ama işaret arayana her şey işaret zaten. İsteyene de her işaret bahane.

18 Mayıs 2020 Pazartesi

Epey eksik bir özet

Hayatta sunabileceğim ilginçlik seviyesinin git gide düştüğünü hissettiğim şu günler belki de en azından buraya not almak için doğru günler. Ya da yapılabilecek her şey bitti ve ben artık bana kilo aldırmayan şeyler yapmak istiyorum. Ya da doktora tezine geri dönmek baştan yanlış bir karardı. Ya da bilmiyorum, belki de bu blogu başta (2008'de) neden açtığımı hatırladım; Facebook'ta her şeyi paylaşmayı sevmiyordum, herkesin önüne düşen durum güncellemeleri ve fotoğraflar beni huzursuz ediyordu; ama bir yerlerde de paylaşmak, not tutmak, sonra hatırlamak istiyordum.

Bunu acaba son birkaç yazıda kaç kere bir daha bir daha açıkladım. Şu kaderine terk ettiğim sevgili bloga özür borçluyum gibi hissediyorum her seferinde. Döndüm, dönüyorum diyemem, ama hisler blogu ilk açtığım zamankine benzer. Instagram'da uzun uzun açıklamak istemediğim, kaç like almış umrumda olmayacak günlük ıvır zıvırı yine buraya mı atsam acaba mesela sanki? Bir de haydi biraz dürüst olayım, Instagram'daki cool ve eğlenceli ve ilginç ortamda kendimi kötü hissetmeye başladım biraz. Sürekli ilginç bir şey söylemem gerekiyor gibi. YETER! SÖZ MİLLETİN! BENİM DEĞİL ÇÜNKÜ GALİBA HİÇ İLGİNÇ BİR ŞEY YOK SÖYLEYECEĞİM.

Eski evden kurtardığım yukacığım, Yeldeğirmeni ve sosyal mesafe stili.


Aslında hamurişi dışında hiçbir şey yapmamış değilim eve kapanalı beri. Albüm çıktı bu esnada ve ben her yerde albümü anlattım. Yani videosuydu, podcastiydi, gazetesiydi, dergisiydi, her yere bırbırbır konuştum, çekinmedim, gocunmadım, ama biraz yoruldum, biraz da -albüm çok kişisel olduğu için, açıkçası- kendimden sıkıldım. 

... evet


Bu arada eve kapanmanın başlarında "vaktimizi mutlaka verimli değerlendirmeliyiz" festivali kapsamında "belki klip bile yaparım?" seminerinde türlü türlü animasyon kursuna başladım. Sonra baktım yetişecek edecek gibi değil, hepsini bıraktım, bildiğim yollardan gittim. Sonuçta şöyle bir klip yapmış oldum:

8bit Nilipek bir Mirkelam gibi de düşünülebilir tabii...


Hamurişi dışında bir de şöyle bir şey oldu; sanki üzerinden yıl geçmiş gibi, bir buçuk ay geçmiş aslında. Biz Berkay'la konser verdik. Süreç teknik detaylar öğrenerek, işe yaramadığını görerek ve yeni teknik detaylara yelken açarak geçti diyebilirim. Sonuç olarak, canlı yayın yapabiliyor muyuz? Galiba... Canlı yayın esnasındaki kesinti ve atlamalar biraz canımızı sıksa da, kaydettiğimiz hali de burada.



Bu da bir gün öncesi, test yayını, hafiften gerginlik, bir de gizli yayını izleyen 1 kişinin ben olup olmadığını anlama çabası


Hamurişi demişken; hamurdan uzak kaldığımız bir yılın acısını çıkartırcasına hamura boğulduk, adeta hamurun kendisine dönüştük.

  


Pizza biraz rol çalmadı değil ama yukarıda böreğin gelecekten umut seviyesine katkısını, ve bir kalıp tereyağ harcanan, normal hayatta da çok tereyağ tüketiyoruz zannedip tereyağ depolamamıza sebep olan bisküvileri görüyorsunuz.






Bu da "ev ararken illa balkon istediğim için aklımla bin yaşayayım mı ha yaşayayım mı" diyen mutlu ve butlu bir Nilipek.

6 Nisan 2019 Cumartesi

Tabii ki geri dönmedim.


Büyük Ev Ablukada neden hayatımın her önemli noktasında bu kadar belirgin? Yani neden son on yılın tüm değişimini Büyük Ev Ablukada konserleri ile anlatabiliyorum? Niye bu kadar önemli? Önemli olmadığını düşündüğüm anda niye çat diye makinanın içinde unuttuğum bir filmden bu fotoğraf çıkıyor?

Galiba 2 Aralık bu. Öyle olmalı. Seviyorum. Bu kadar önemli olmasını da seviyorum.


Duygularım farklı farklı yönlerden bu fotoğrafa çok yakın.

İki fotoğraf da Cmena 8m, ne zamandır kıyamıyordum. İkinci fotoğraf Heybeliada'da, çok uzun yürüyüp ormanda aniden atlara rastladığımız bir andan. 

Hayat bana güzel diyebilir miyiz? Bence diyebiliriz. Bir de bugün yeni fotoğraf makinası/kamera aldım. Herkese videosunu çekmeyi teklif ediyorum. Hayırlara vesile olsun.

15 Aralık 2017 Cuma

Döngü


2 sene önce Sabah'ı yayınlamıştık; 11 Kasım 2015'te. Albüm hayatımı değiştirmedi kendi başına, ama sonraki iki yılda hayatım gereğinden fazla değişmiş olabilir. Ya da belki bizzat gereği buydu, ben başka bir şey yaşadığımı sanıyordum, bilmiyorum.

Açık konuşayım, Sabah sonrası bir yıl süren kişisel bir bunalım, sonrasında yine bir yıl süren hayata dair başka bir bunalımla boğuştum. Etrafa çok da hissettirmeden bence iyi çıktım sağ ve salim. Bundan sonra ne olacağını bilmiyorum, aslında şu an ne olduğunu bile tam bilmiyorum. 

Ama bu süreç boyunca tuttuğum bir defterim vardı, hatta bu defterin adı 'saçmalama defteri'ydi. Çünkü fark etmiştim ki 'aman ergen gibi gözükmeyeyim', 'ya biri okursa ve salak olduğumu düşünürse' ya da 'şimdi bunu yazarsam çok bilmiş olacağım' gibi laflarla çok uzun zamandır kendimi dövmekteydim. Az üzülsem sağ yanağıma bir tokat, biraz uzaklara baksam sol bacağıma bir çimdik. Dedim 'böyle sanat mı olur, hem' dedim 'bunlar hep çalışma'. Sonuç olarak evdeki en el yapımı defteri saçmalama defteri olarak yeni görevine atadım.

Ve yazdım da yazdım. İçinde yapmam gerekenlerden alış veriş listesine; günlük gibi 'bugün şu oldu, bu oldu'lardan şarkı sözlerine; 'çok kötüyüm'lerden 'çok iyiyim'lere her şey var. Ne düşündüysem, ne hissettiysem, tarihleriyle yerleriyle.

Defteri bitirmeye yaklaştıkça eski yazdıklarımı tekrar okumaya başladım -ki en sevdiğim şey; şu blog bizzat bunun için var. İkinci paragrafta dediğim gibi, sağ ve salim çıktığım için iyi hissettim, ama biraz da salak olduğumu düşündüm; zira aynı şeyleri yaşayıp, aynı şeyleri hissedip, kendimi aynı noktada bulup durmuştum.

Hiç farkında değildim. Her seferinde 'neden böyle oluyor'lar, 'ilk defa böyle hissediyorum'lar, 'eskiden nasıl da mutluydum, ne kadar iyiydim'ler havada uçuşuyordu. Hepsi de yanlıştı. Üstelik hafızanın duygularla şekillendiğini ve aslında güvenilir olmadığını da biliyordum, ama ona rağmen aynı yerde dönüp durmuştum. 

Döngü çıkalı iki hafta olmuşken şu kişisel açıklamayı yapmam gerektiğini hissettim. En azından kendime hatırlatmak için. Çünkü sanki yürümüştüm bu yollardan, sanki tanıyorum bu kokuyu.

Şimdi yeni bir defterim var, ve biliyorum bir süre pek yazamayacağım. Ama belki vesileyle buralarda takılırım biraz da. Özledim çünkü.

7 Eylül 2017 Perşembe

-

Hiçbir şey yazmak istemiyorum, ama en azından bundan sonrası için -belki- bir başlangıç olur.

Lubitel 2 (Lady Grey 400, bayat):







Mamiya MSX 500 (Lomography Color 400):












Mamiya MSX 500 (Ektar 100):





















27 Şubat 2017 Pazartesi

Anarşi Kebap




Bu haftasonunu nasıl kelimelere dökebilirim acaba?

Bir süre önce Antep'ten Bitter NOA adlı bir öğrenci topluluğu/şirketi bizimle iletişime geçti; bir etkinlik düzenlemek istiyorlardı, bu etkinlikte çalıp söylesek olur muydu? Olurdu tabii ki, zaten İstanbul'un uzağında konser vermek için çabalıyorduk, adeta ilaç gibi gelmişti. Üzerine bir de grubumuzun Adanalısı Ozan 'Ya Antep'e gitmişken Adana'ya da geçsek, Nöbetçi Kütüphane'ye bir uğrasak mı?' deyince olay minik bir turneye dönüştü. Geçtiğimiz sene Nisan ayında verdiğimiz Nöbetçi Kütüphane konseri zaten mükemmelliğiyle zihinlerimizde yer etmişti, acaba bu mükemmelliğin bir tekrarı yaşanacak mıydı? Antep izleyicisi nasıldı, konser nelere gebeydi?

Bir yandan da zaten evden ve stüdyodan çok sık çıkan insanlar olmadığımız için İstanbul dışına çıkmak ayrı bir heyecan yarattı. Göreceklerimizi, soluyacağımız tertemiz havayı, yiyeceğimiz aşırı lezzetli şeyleri, yiyeceğimiz aşırı lezzetli şeyleri ve sonra tabii ki yiyeceğimiz aşırı lezzetli şeyleri düşündük. Bu konuda yalan söyleyemeyeceğim, ben yalan söylesem haftasonundan elimizde kalan fotoğraflarımız gerçekleri açığa çıkarır.

Üstelik Can Güngör ile birlikte çıkacaktık bu mini turneye, Can Levi de durmuş muydu, hayır durmamıştı, yapıştırmıştı cevabı. Böylece 7 kişilik dev kadromuzla yola çıktık.



Cumartesi öğleden sonra dört civarı Antep'e vardık, hızlıca mekana gittik, soundcheck sonrası hızlıca kendimizi küşlemeye vurup, salatadan ete lezzetten kafayı yiyip, süslenip püslenip konsere geldik.




-Şimdi, konserden önce Bitter NOA'dan biraz bahsedeyim, zira bence çok güzel bir oluşum, özellikle üniversite öğrencilerinin inisiyatif aldığını düşününce. Bu ekip, tamamen üniversite öğrencilerinden oluşuyor ve öğrenciler ile profesyonel şirketler arasında bir bağ oluşturuyor, bir yandan da eğitim ve etkinlikler düzenleyerek Gaziantep'teki üniversite öğrencilerine farklı bir ortam sağlıyor. Ayrıntılı bilgi için buraya tıklanabilu.-




Nitekim konser beklemediğimiz kadar kalabalıktı, giriş çeşitli illüstrasyonlarla süslenmişti, herkesin yüzü gülüyordu. Mis gibi konserimizden sonra kendimizi tatlılara, kadayıflara adadık, tatlıcı ustamızdan sabah katmer sözünü alıp, üzerimize çöken ağırlığa yenilerek otele çekildik.



Berkay ile daha uçağa binmeden birbirimizi gaza getiriyorduk konser ertesi erken kalkıp şehri gezmeyle ilgili, artık nasıl gaza getirdiysek bilinçaltımıza işlemiş olsa gerek: 8.30da lobide buluşup Antep Kalesi yanından Bakırcılar Çarşısı'na yürümek için yola çıktık. Pazar sabahı olması sebebiyle etraf boştu; daha doğrusu biz etrafı boş zannediyorduk. Meğer herkes buradaymış.


a wild kebab appears

Biz sahil şehirlerinin süt çocuklarına bu manzara çok tuhaf geldi tabii ki, ama çok açtık ve damağımıza düşkündük, turist olduğumuzu fazlasıyla çaktırarak hemen kendimizi kebaba adadık. Çok iyiydi.



Sonra vurduk kendimizi yollara, kalenin oradan geçtik, bir hana oturup menengiç kahvemizi içtik, derken Can geldi, aldık başımızı bütün dükkanları kapalı olan Bakırcılar Çarşısı'na gittik. Artık katmer zamanı yaklaşıyordu, yolda Ozan'a da rastlayıp otele geri döndük.









Katmeri hunharca tüketir tüketmez Adana'ya doğru yola çıktık. Bu seferki konser Nöbetçi Kütüphane'nin yeni şubelerinden birindeydi; geçtiğimiz sene bu şubelerden brini yapım aşamasındayken görmüş ve çok etkilenmiştik. Nöbetçi Kütüphane zaten bizi hep çok etkiledi.

-Şimdi, bu konserden önce de biraz Nöbetçi Kütüphane'den bahsetmek isterim. Nöbetçi Kütüphane Adana'daki gençler, öğrenciler, akşamlarını bir kitaplar arasında okuyarak, çalışarak geçirmek isteyenler için alan sağlayan sosyal bir girişim. Zaman zaman etkinlikler de düzenliyorlar. Ayrıntılı bilgi için buraya tıklanabilu.-

Ve yine mükemmel geçti; sanırım daha iyi geçemezdi. Ağzına kadar kalabalık, ve çıt çıkmıyor bu kalabalıktan. Muhabbet ede ede, güle eğlene çaldık söyledik, sahneyi Can Güngör'e bıraktık. 




Ve birkaç şarkı geçmeden elektrikler kesildi. Bu noktadan sonrasını, ne kadar özel bir zaman dilimi yaşandığını sanırım anlatamam. Sessizliği, kütüphaneyi aydınlatan telefon flaşlarını, şarkılara eşliği, Can'ın ayağa kalkıp tamamen akustik çalıp söylemesini sanırım tarif etmek zaten mümkün değil.


'Badireler' konulu konserin geri kalanında tepeden aniden lamba düşer gibi yaptı, sonra elektrikler geldi, bir şarkı sonra Can'ın gitarının teli koptu. Ama konser sağ salim, yürekte sıcak duygularla atlatıldı.



Uçağımız hemen o geceydi, o yüzden hızlı hareket etmek zorundaydık; haliyle apar topar Nöbetçi Kütüphane'den çıkıp ŞIRDAN YEMEYE GİTTİK, ÇÜNKÜ ADANA'DA KONSER BUNU GEREKTİRİRDİ. Bir grup insan nasıl insanlıktan çıkıp yedikleriyle bir bütün haline gelir, bunu gösteren fotoğraflar var ama onları paylaşmayacağım. Onun yerine şu mutluluk var:



Sonuç: müthiş haftasonu, müthiş konserler.