skip to main | skip to sidebar

Bu daha önce de zırvalamış bi şeyler...

  • ▼ 2009 (102)
    • ▼ Kasım (4)
      • Rylaralay laralaay....
      • Gece gece...
      • Sınav falan derken...
      • Ayvanabiyorhorniboy
    • ► Ekim (9)
      • Madem moleskine sahibiyim...
      • Şubidubidup şubidubidupdup
      • Üşen naber?
      • Sükunet
      • Ada vapuru yandan çarklı
      • Şırdan
      • Neleroluyorkine
      • Havalar?
      • HMK-70
    • ► Eylül (8)
      • Ikea evimizin her şeyi
      • Alakasız bir sürü şey
      • Garson o pipetleri almayaydı iyiydi...
      • Yine görsel, hep görsel...
      • Tanışmalar, görüşmeler...
      • But the world don't need scholars as much as I tho...
      • Örümcek örümcenek
      • Balonadam
    • ► Ağustos (11)
      • Bekledi... Biliyorum, bekledi...
      • "Biz de bir zamanlar zibidiydik..."
      • Tüm lemurlar ve kendini lemur hissedenler
      • Sörfe doyamamak
      • Küçük arkadaşımın gönlü hoş olsun...
      • Mimik
      • General Recall
      • Aslında PWA başladı....
      • Ayşegülnazcan bağda, bahçede...
      • Yunanya IV - Dönence
      • Yunanya III
    • ► Temmuz (10)
      • Yunanya II
      • Yunanya
      • Lemur - Live at Taşoda vol.3
      • Zibidi
      • Ayşegülnazcan İstanbul'da 2 bölüm 4: Ayşegülnazcan...
      • Ayşegülnazcan İstanbul'da 2, bölüm 3: itsdıfaynılk...
      • 7 Pink Floydlar ve 2 Prenses, Life Roof'ta.
      • Ayşegülnazcan İstanbul'da 2, bölüm 2: Üç öğün elma...
      • Ayşegülnazcan İstanbul'da 2, bölüm 1: Kendinden fo...
      • Tommy can you hear me?
    • ► Haziran (12)
      • Yazarımız yıllık izninin...
      • Kadakal'ı da lunaparka dahil ettik.
      • Lemur - Live at Taşoda vol.2
      • "Gezerse içmez"
      • İykidoğdunlunapark
      • Yeni yazı dizisi: Hayatta Muvaffak Olabilmek İçin ...
      • Lemur - Live at Taşoda
      • Lunaparka dönüş
    • ► Mayıs (9)
    • ► Nisan (9)
    • ► Mart (11)
    • ► Şubat (8)
    • ► Ocak (11)
  • ► 2008 (84)
    • ► Aralık (13)
    • ► Kasım (11)
    • ► Ekim (9)
    • ► Eylül (12)
    • ► Ağustos (16)
    • ► Temmuz (17)
    • ► Haziran (6)

Blogcu gençlik

  • OCTOBER SWIMMER
    Şekil
    8 saat önce
  • ¿
    100
    17 saat önce
  • Gözümün Seyİr Defterİ
    Nazarro
    19 saat önce
  • Yazı Dükkanı
    "Yoga yapmanın en zor bölümü yoga matınızı yere sermektir"
    2 gün önce
  • tellisaha
    Asoka - Asoka
    3 gün önce
  • colouredbars
    Aşktı Bu
    1 hafta önce
  • DarkRoom
    I miss it, I do.
    1 hafta önce
  • 7PinkFloydlar ve 2 Prenses
    Tekrar Babylon, Tekrar Dib Sahne
    2 hafta önce
  • Vatandaş Şablona Alışmış Arkadaş
    3 hafta önce
  • Bir animasyon macerası
    ara vermek gibisi yok
    3 hafta önce
  • İçimdeki ciddiyet ihtiyacı bambaşka..
    3 hafta önce
  • ner ve gizli akorlar silsilesi
    lucifer at maudlin street
    4 ay önce
  • Faati
    library rocks! (bir kütüphane günlüğü)
    4 ay önce
  • Duvarda bir tuğla daha!
    Procrastination Halleri
    5 ay önce
  • Ankthepot
    .
    5 ay önce
  • Gilliali and His Fuckin' Little Bastards
    WoW a geri dönüş
    5 ay önce
  • Mutlakbaşarısızlık Rehberi
    Geç Kalınanlar ve Ertelenenler
    7 ay önce
  • Minikbalina
    Nostalji Bölümü
    8 ay önce
  • Snapshots from Nemo Ramjet
    Testing
    8 ay önce
  • MalakSpace
    Maymun
    9 ay önce
5 adet göster Tümünü Göster

Kim bu yahu....

Fotoğrafım
operadaki fantom
Fantom, operada 5 primadonna gücündedir. Bu konunun Ayşegülnazcan ile yakından uzaktan alakası yoktur. Söz konusu kişi sarımsak sever, enginar sevmez. Turşu, çiğdem, gazoz gibi şeylerle arasında duygusal bağlar vardır.
Profilimin tamamını görüntüle

Standard Deviation

Standard Deviation
To increase the reliability, we should increase the number of items and decrease the size of units. But when self-correlation cannot happen, especially in humans, there is nothing we can do but to look and smile.

Ne dinlemiş?

Neleri sabitlemiş?

Beğenmiş buldunduk...

Beğenmiş buldunduk...

Ayşegülnazcan lunaparkta.

Rylaralay laralaay....

10 Kasım 2009 Salı



Neden bilmiyorum, yani nasıl bir garezim varsa kendime karşı, iki sınav arası otobüsle Bodrum'a eğitime gittim. Otobüs yolculuğunun 12-13 saat sürmesi koymadı aslında, eğitim de oldukça iyiydi. Tek sorun, benim açımdan, farklı grupların farklı normları olduğunu bir kez daha görmem oldu. Bu grupta liderlik yöneticilikle eş anlamlıydı ve ben gaaaaayet psikolojik danışmandım. Yine de şikayetçi değilim, gayet de güzel bir organizasyondu, Mehmet Kocabaş hem çok güzel bir eğitim verdi, hem de yerlere yatırdı bizi gülmekten, Karia Rotary'nin de ellerine sağlık mı diyeyim, ne diyeyim...

O değil, İzmirli bir çocuk "Ben eleştiride bulunmak istiyorum" diye kalktı son gün ayağa, "eleştirmeliyim, çünkü eğer ben de diğerleri gibi översem yanlışlar devam eder" dedi. Vay be, dedim içimden, bak işte İzmirli, acaba ne diyecek, kesin çok mantıklı bi şey diyecek, arkandayız İzmirli, aslansın kaplansın İzmirli....

"Öğle yemeği ile akşam yemeği arasında 7 saat vardı, çok acıktık" dedi. Ben de içimden küfredip, önümdeki defteri karalamaya devam ettim.

Ha, ben ne yaptım? Yarım saatlik bir arada aşağı inip dalga fotoğrafı çektim. Evet, bildiğiniz dalga. Neden bilmiyorum.


Sınav ve ödev sezonu açıldı ama içimde öyle bir uyuşukluk var ki, neler olacak bilmiyorum.

Son olarak, beyazlara karışan pikaçu sarısı bir tişört sayesinde bir sürü limon sarısı tişörtüm oldu.
Bkz. Pikaçu sarısı

En sevdiğim tişörtümdün sarı Sinalco, ama çok tepkiliyim şu an sana karşı. Gerçi, kötü de olmadı tişörtler, ama masa örtümün hali ciğerimi dağlıyor adeta.

Zırvalayan şahıs: operadaki fantom zaman: 08:41 1 yorum mu yapılmış? peh!  

Gece gece...

03 Kasım 2009 Salı



"They do the macarena, but still I'm not impressed..."

Zırvalayan şahıs: operadaki fantom zaman: 14:26 0 yorum mu yapılmış? peh!  

Sınav falan derken...

01 Kasım 2009 Pazar

Kütüphaneye gittim, uykum geldi ve çıktım, geri döndüm. Havaya küfrettim-ki soğuk hava sevmeme rağmen. Ders notlarını da okudum aslında, okumadım değil, ama ne kadarı kafamda kaldı tartışılır. Bunu yazdıktan sonra tekrar deneyeceğim dersi.

O değil ama konu. Diyordum ya çizim yapmak istiyorum diye. YABDIM YABDIM YABDIM DİYE BAĞIRIRDI...


Bu sefer sadece suluboya kullandım, mürekkeplemedim. Ayrıca, evet, resimde yine orantısızlıklar ve dikkatsizlikler mevcut, ama görmezden gelin. Önemli olan güzel olması olmaması değil şu an, bir şeyler yapmış olmam.

Alın size bir de bonus, aynı defterden yazın yaptığım bir şey. Adeta bir Poe:

Zırvalayan şahıs: operadaki fantom zaman: 11:36 1 yorum mu yapılmış? peh!  

Ayvanabiyorhorniboy

-İş arasında makinayı alıp Argun Bey'in çalışmalarını izlemeye gittim. Böyle bir şeyler oldu:

Ne 5D'ye, ne de üzerindeki lense alışabildim henüz ("Abi duydun mu Nilipek 5D almış")(Almadım yahu... İşyerinin makinası...). Gerçi lens baya tatlı, hatta Tamron'a karşı önyargılarımın çoğunu törpüledi diyebilirim. O değil de Cmena'm, ciğerim bozuldu, hüzünlere gark oldum. Sökeceğim sanırım kendisini. Çok acaip işler peşindeyim.

-Biri bana şunu mantıklı şekilde anlatsın ki vazgeçeyim: "Nilipek, belli şarkıların belli satırlarını bekleyerek/dinleyerek bir yere varamazsın".

-Yağmurlu havaları seviyorum/yağmurlu havalarda ödevdir, sınavdır, iştir uğraşmayı sevmiyorum. Bu sabah gerçekleştirdiğim süt+kurabiye+battaniye triosunu bütün güne yaymak istiyorum.

-Bir tam gün süren sevgi böcekliğim, yapmam gereken ödev ve çalışmam gereken sınav nedeniyle sona erdi. Halbuki ben çizim yapmak, kitap okumak, stüdyoya gitmek, tembellik eylemek, en kötü ihtimalle LES çözmek istiyordum. Ki en kötü ihtimal bu. Ama şimdi ceset ağırlığındaki bir kitabı almam (evet daha kitabım bile yok) ve kendimi kütüphaneye atmam lazım. Hastasıyım kütüphanenin lakin kitabı düşündükçe içim kararıyor.

-Blues festivaline gittik ettik, hatta Tekaüt bile gördük de, bir çıkıştaki gazeteyi o kadar bulmacasını falan çözdükten sonra Çiço'da bırakmam, bir de bir tane bardak almamış olmam içime dert oldu resmen.

-Sabah bilmediğim bir şeyler çaldı Radyo 3'te, aynı piyano riffinin tekrarlanmasıyla oluşan çağdaş bir şeyler. Hani son dönemde "çağdaş" bıdılara tepkiliyim, ama bundan bağımsız olarak sabahın yedi buçuğunda hiç çekilmiyordu be. Neden yedi buçukta uyandın peki, manyak mısın sen derseniz, yanlış alarmı açmışım derim. Neden kapatıp uyumaya devam etmedin peki, manyak mısın sen derseniz, boynumu büker, bilemedim derim. Neden bunu devam ettirip bir ilahiye dönüştürmüyoruz peki, manyak mıyız derseniz, eyvallah derim. Ayrıca dün Lounge FM'de Barış Manço'dan Lambaya Püf De çaldı, belirtirim.

-Sevgili Soulseek, canım Soulseek, böyle bazen çatır çatır indiriyorsun ya albümleri, böyle abuk sabuk albümler buluyorum ya sende, çok seviyorum lan seni.

Zırvalayan şahıs: operadaki fantom zaman: 00:59 2 yorum mu yapılmış? peh!  

Madem moleskine sahibiyim...

27 Ekim 2009 Salı

Uzun zamandır bir şey çizmiyorum, hani vaktim olmadığından falan değil, ama var olan vakitte boş oturup duvarları seyretmek nedense daha cazip geldiğinden. Ama konu o değil, moleskine. Zamanında moleskine saldığımda bir hevesle yazmış, sevgili defterimin misyonundan bahsetmiş, çizdiğim küçük ve tırt "bekleme resimleri"ni buraya koymuştum. Hatta sonra bambaşka bir yazıda yine iki resim koymuş, sanat kafasında kimi ahkamlar kesmiştim. Bir daha da moleskine'den haber alan olmamıştı...

Heh, gün bugündür canlar. Bugün bayram günüdür. Buyrun.








Açıklamalar şu şekilde olmakta:
1-Tahmin edeceğiniz üzere dersteyim, içim sıkılmış.
2-Kamil Koç terminali, Alibeyköy. İzmir için otobüsümü bekliyorum, saat 23.30 civarı.
3-Sakız-Pire feribotu, önümde oturan teyze. Bana kraker falan verdi yolda. Gelini İzmir'liymiş ayrıca.
4-Seferihisar, Meneviş'in anneannesinin evi.
5-Arabada babamı bekliyorum, ama nerede hatırlamıyorum.

Hayatım bir yerde beklemekten çok oraya buraya gidip gelmekle geçtiğinden kelli pek yeni bir moleskine çizimi yok. Gerçi bir tane var, ama henüz renklendirmedim-ki zaten onu yayınlayıncaya kadar....

Zırvalayan şahıs: operadaki fantom zaman: 03:48 1 yorum mu yapılmış? peh!  

Şubidubidup şubidubidupdup

24 Ekim 2009 Cumartesi

7pf2p turnelerinin her türlü sıkıntıya, bunalıma iyi gelmesiyle ilgili bir tez yazılsın. Yapılsın bu, gerçekten. Bir de grubun seviyesinin yükseltilmesini talep edecektim, ama vazgeçtim, iyi böyle.


Hastasıyım grubun. Ayrıca Dogs çalışlarına da kurbanım. Kahvaltısına, dedikodusuna ayrıca kurbanım. Seviyorum lan hepinizi, ve bu sevgi böceği halimle uyumaya gidiyorum.

Akşam Richard Bona var, haydi hayırlısı.

Zırvalayan şahıs: operadaki fantom zaman: 04:59 0 yorum mu yapılmış? peh!  

Üşen naber?

22 Ekim 2009 Perşembe

1- Yarın Ankara'dayız. Gönül ister ki elimde büyük görsel olsun, çotank diye koyayım şuraya, ama yok. İdare edeceksiniz:)
Dipnot: İlk defa deplasmanda tam kadroyuz, haydi hayırlısı!

2-Çok "döladöla"yım diye dalga geçen arkadaşlar olacaktır elbet bunu yazdığım için, ama bir ay boyunca 44a Sanat Galerisi'nde Levent Morgök sergisi var. Kendisi; işe gelirken her seferinde tabiri caizse ruh halimin içine eden, karşısında kalakaldığım şu iki tabloyu yapan sanatçıdır. En azından yolunuz düşerse bir gidin görün derim.

3-Ipoddaki şarkıları yenilemek lazım ama çılgınca üşeniyorum.

4-Ödev yapmam lazım ama çılgınca üşeniyorum.

5-O değil, Efes Blues Festivali'nin haftaya olduğunu bugün tesadüfen öğrendim.

6-Her sonbaharda salaklaşmak zorunda değilim yahu. Ruh halidir, zeka seviyesidir, mantık noksanlığıdır. Ne gerek var? Ve neden yani? Her sene her sene...

Zırvalayan şahıs: operadaki fantom zaman: 10:53 5 yorum mu yapılmış? peh!  

Sükunet

17 Ekim 2009 Cumartesi

Gün aslen şöyle gelişti:
İşteyken Gözde aradı, "Sakin konserinde fotoğraf çekmek ister misin, bizimkiler fotoğrafçı ayarlamamış" dedi. Olur dedim, ama iş çıkışı Etiler'e dönüp fotoğraf makinamı almam gerektiği için bol bol koşturdum. Saat dokuz buçukta oradaydım ve Gözde orada değildi, halbuki Akbank Caz Festivali programı oradaydı. Hypnotic Brass Ensemble da o gündü, hemen Dünyacan'ı aradım "Lan, gitmiyor muyuz?" diye, o da "ben başka konsere gidiyorum, yerinde olsam ben de ona gelirdim" dedi. Ve böylece bir gece şekillenmiş oldu.

Sakin'de çektiğim fotoğrafları yayınlayamıyorum. Hani süper bir fotoğraf olduğundan değil, hatta fotoğrafların çoğu çok çok iyi de değil, ama içimdeki yayınlama arzusunu nasıl dizginlerim onu da bilmiyorum bak. Bir tane yayınlayayım lan? Hem boyutunu da küçültürüm? He?


Resmen rahatladım.

Ayrıca Four in the Pocket çok güzel grup, inanılmaz keyifli, ama iki haftada bir çıktıkları göz önünde bulundurulduğunda sanırım dün gece Hypnotic Brass Ensemble görmeyi tercih edebilirdim. Gerçi sanırım bu kadar çok müzisyeni Four in the Pocket konseri dışında başka bir yerde göremezdim herhalde, ahah.

Yok yok şikayetçi değilim yahu. Mis gibi grup. Solistin de hastasıyım, ayrıca.

Zırvalayan şahıs: operadaki fantom zaman: 06:38 4 yorum mu yapılmış? peh!  

Ada vapuru yandan çarklı

12 Ekim 2009 Pazartesi


O ne kalabalıktı öyle.



Bir turist kafilesi, YTÜ Fotoğraf Kulübü (diye tahmin ediyorum) ve son güneşli ve sıcak günlerin tadını çıkarmak isteyen herkesle beraber, topyekün vapurdaydık. Yer bulduk, oturduk, yaşlı teyzeye sinirlendik-ki ona yazının sonunda çemkireceğim. Simitlerimizi kımırıp, çaylarımızı içtik. Yani her şey bir vapur ortamına uygun gidiyordu, gazetemizi bile okuduk ki...

Şimdi, birincisi, ben bu insanları (Deniz, Uygar, Ergin) çok severim. Çook severim. İkincisi, onlarla alakalı insanları da severim (Ozan, Pınar). Üçüncüsü, sanırım ortaokuldan beri piknik yapmamıştım. Dördüncüsü, insanın sevdikleriyle güzel vakit geçirmesi çok hoş bir his, biliyorum farkında değildiniz bunun, benim bir kez daha söylemem gerekiyordu.

Beşincisi, planlı arkadaşlarınızın olması, her şeyi düşünmesi süper bir şey yahu. Mangal için karton getiren aklını seveyim senin Deniz. Baharat getiren, gazete getiren aklını seveyim.


Altıncısı, evet, fiziken yorulmayı çok seven bir insan değilim, ama yapamadığınız şey birden değerlenir ya gözünüzde, nasıl içimde kaldı bisiklete binmek anlatamam.


Yedincisi, Ergin, sevgilisi ve yörenin coğrafyası sayesinde magazin yeteneklerim gelişti, çalı çırpı arasından çift çektim. Pişman mıyım? Değilim. En sevdiğim çiftler sıralamasına bir çift daha girdi zira.

Sekizincisi (teyzeye çemkirme), tamam, yaşlısın, ama çirkef olmak zorunda değilsin. Biz senin için sıkışarak oturduk, gazetelerimizi de okudun, ama biz oturacağımız zaman "kucak kucağa oturmayalım değil mi yani" demek zorunda değilsin. Sana saygı duyabiliriz, sadece o kadar yıl yaşamış olduğun için bile, ama bunun suyunu çıkarmak zorunda değilsin. Biz de senden nefret etmek zorunda değiliz, neden zorunda bırakıyorsun bizi buna?

Sonuç: Biz böyle şeyler yedik. Plastik topumuz yoktu, ama çok eğlendik. Daha soğuk havalarda, inşallah mangalda sucukla yine karşınızda olacağız. Ayrıca kanat çok güzel bir şey.

Zırvalayan şahıs: operadaki fantom zaman: 12:36 2 yorum mu yapılmış? peh!  

Şırdan

09 Ekim 2009 Cuma

Togay'ın açıklamasıyla; "Şimdi ineğin dört midesi var ya, onlardan dördüncüsünün..."

Ama konu bu değil tabii. Kozmik dengeler hayatımın hiçbir şey yapmadan geçmesine izin vermedi, ve bildiğiniz üzere iki konseri aynı gün, aynı saate koydu. Yapacak bir şey yoktu, kadere boyun eğdik, ve Peyote'deki Lemur konserinden (aslen bir BUMK gecesiydi, belirtmek gerekirse) Babylon'daki 7pf2p konserine koştuk. Evet, Peyote'den Babylon'a koştum. Havamdan öleceğim.

Bizbize miydik, yoksa tanımadığımız insanlar da var mıydı, kalabalık mıydı, yoksa değil miydi, anlamadığımız bir konser geçirdik aslında Lemur'la. Tabii ki sopranoyduk Deniz de ben de, ve tabii ki, tabii ki sesimiz duyulmayacaktı, ama olsundu, zaten çok gürültülü şarkılarımız yoktu. Sonuç olarak güzel bir 30-35 dakika geçirdik sahnede, insanlar alkışladı, sonrasında güzel yorumlar geldi, mutlu olduk.

Dipnot: Dünyacan, sen burayı okumazsın ama, sağol yahu o kadar uğraştın gitarımın tonuyla. Güzel gelmiş dışarıya, öyle dediler. Ben hayatta uğraşmazdım.

Sahneden indiğimde saat 22.52 idi. Küfredip koşmaya başladım, evet.


Neyse ki tam arada 7pf2p konserine yetiştim-ki kafamda Shine On'a yetişmek gibi ütopik hayaller vardı, olmadı, sağlık oldu. Sonuç olarak yine 7 Pink Floydlar ile sahnedeydim, ve yine onlarla sahnede olmak çok keyifliydi.

Evet, madem Babylon'da konser veriyoruz, o zaman hemen kulisteki tuvalette fotoğraf çekilelim.

O da bitti. Sahneden indiğimde saat 00:41di. Deniz beni Peyote'de bekliyordu, dolayısıyla tekrar Peyote'ye koştum.

Çorbaya anne şevkatiyle yaklaşmak...

Sonrası laylayloyloy zaten. Peyote'ye "BİRAAAA" diye girdim, Replikas çalıyor diye bir mutlu oldum, muhabbettir, midyedir, olmayan şırdandır, olan işkembedir derken dörtte evdeydim, Deniz Hanım ile birlikte. Ve böylece, gece son buldu.

Ha, unutmadan, bir de söz konusu gece, bu adamın doğumgünüydü...



Şşt, bi baksana...

Bu da bugün işten eve gelirken aklıma geldi, zaten film zarfını kullanmak istiyordum, vesile oldu. Gerçi ilk düşündüğüm gibi olmadı ama olsun, sakıncası yok. Ayrıca, neden bilmem, "işten eve gelirken" demek bir mutlu etti beni.

Biz de artık Nişantaşı çocuğuyuz.

Zırvalayan şahıs: operadaki fantom zaman: 14:52 4 yorum mu yapılmış? peh!  

Önceki Kayıtlar
Kaydol: Kayıtlar (Atom)

Blog Design by Gisele Jaquenod

Work under CC License

Creative Commons License