Berkay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Berkay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ekim 2023 Perşembe

Müziğin inşa etti gönlüme bir villa

Geçtiğimiz hafta sonu Berkay ve Toros, 4 gün Nijmegen'de bir stüdyoya kapanıp session kaydettiler. Müzik çoğunlukla Toros'un yönettiği bir doğaçlama olarak ilerledi.

Ben gitmeyecektim (Berlin'de kalıp albümün vokallerini kaydederim diyordum) ama son anda araba kiralandı, e zaten kameram kullanılacaktı, hadi Fıstık da gelsin cümlesi kuruldu, ben de kendimi tüm sessionu videoya alan Tuğçe'nin asistanı olarak buldum.








Benim X-E4'ü bir yere sabitlemiştik, ben de sessionun handycam ve catering departmanlarından sorumluydum. Gerçi cateringden sorumlu değildim ama yılların getirdiği "çalışırken açlık unutulur" ve "aç insan çekilmez" gibi bilgiler var kafamda, o yüzden yiyecek bir şeyleri hazır tutma ve ara ara yemek yemeyi hatırlatma görevini üzerime giydim (bu sorumluluğu üstüme almamda Hollanda'ya dair en çok özlediğim şeyin marketler olduğu gerçeği etkili tabii ki, bu küçük bencilliği inkar edecek değilim).







Biraz Junik fotoğrafı paylaşayım da oksitosinler coşsun


Juna tabii ki Nijmegen'deki 4 günün yıldızıydı. Kendisi zaman zaman ziyarete gelip ne yaptığımızı, çalışıp çalışmadığımızı kontrol etti, yeri geldi bizi tatlı sert azarladı, yeri geldi yol gösterdi. Gerçek bir liderle çalışma fırsatı bulduk diyebilirim.

Bir de kayıtların ikinci gününde Deniz koptu geldi. Hem Nijmegen merkezde neden herkesin patlamadığını araştırdık, hem de bize bahşedilen şu güzel villanın bahçesinde hep beraber hoşbeş edip hayaller kurduk.







Kaliteli makinam meşgul olduğu için kalitesiz makinamla Berkay ve Toros'a proje fotoğrafları da çektim tabii ki. Bu çekimi bir tık daha planlı yapma şansım vardı aslında, ama tahmin etmediğim bir anda gelişti her şey, düşünemedim. Bazen de böylesi güzel be.




Her şeyi çözmüş gibi takılıyorum, ama bir şey anladığım yok. Bir gün belki bir şeyleri anlarım ve her şeyi çözmüş gibi davranmama gerek kalmaz. Tek bildiğim; maceralar iyi ya. Maceralar güzel.


Görüşürüs/çüüsii









10 Eylül 2023 Pazar

Böğrlin


Berlin'e taşınalı bir buçuk ay oldu.

Bu cümle çok garip geliyor, çünkü bir yıldır bunu planlayıp gereken her şeyi yapsak da sonunda yine apar topar taşındık, ve taşındıktan sonra insan karar verme, hazırlanma sürecini unutuyor, taşındığıyla baş başa kalıyor. İki büyük bavul, iki küçük bavulda ekipmanlar, bir gitar, iki sırt çantası ve bir köpekle -sanki bir anda- taşındık.

"Benzer bir karar verecekseniz şunlara dikkat edin" konulu bir yazı değil bu, ama illa ki bir dersler de çıkar. Mesela düşündüğümde bir süre cepten yiyeceğimize emin gibiydim, lakin bunun sebebinin konser ayarlayamamak olacağını tahmin ediyordum. Onun yerine bürokrasiden, gelmeyen kimlik numaramızdan ve vergi dairesine kayıt yaptıramayıp fatura kesememekten gol yedik.


Yoksa konser vermekle kalmadık, poz bile verdik.


Ama genel olarak hayat çok güzel. Bir yerden bir yere giderken günün her saatinde güvende hissetmek gibisi yokmuş. Ne yaptığınızın, ne giydiğinizin, nasıl gözüktüğünüzün umursanmaması gibisi yokmuş. İnsanların tüketmesi için değil mutlu yaşaması için tasarlanmış bir yerde yaşamak gibisi yokmuş. İlla ki bir yerlerde bir tokatlar yeriz, ama şu anda iyi geliyor bu rahatlık, ve buraya da not etmek istedim.


Bu sabah mutfakta, rattan koltuğa oturup günlüğüme neler istediğimi listeledim. O koltuğu alıp mutfağa koyduğumdan beri sabahları orada günlük yazmak istiyordum, bugünmüş o gün. Neyse, her zaman değil ama çoğunlukla hayatımı istediğim değil istemediğim şeyler üzerinden, karşıtlıklarla kurduğumu fark ediyorum bir süredir. Bugün listeyi yaparken, daha doğrusu uzun zamandır ilk defa hayal kurup hedef koyarken, navigasyon çalışmasa da istediğim şeyleri haritada görebildiğimi fark ettim. 

Bu hissi unutmuşum, güzelmiş. Yolu gerekirse ben açarım.



Not: Tabii ki bu bir buçuk ayda on beş bin şey oldu. Misafirlerimiz oldu, yıllardır görmediğimiz arkadaşlarımızla buluştuk, IKEA yollarını aşındırdık, çok yedik, çok içtik, konser verdik. Favori spatimiz, en sevdiğimiz marketimiz bile var. Ama olay olay yazmaya belki zamanla tekrar dönerim, şimdilik duygular, duygularımız...

26 Kasım 2022 Cumartesi

Into this house we're born, into this world we're thrown

Cuma akşamı Kolektif House Levent'te duo konser verdik. Hood Base'in üstlendiği ev temalı bir konser serisinin ilk konseri. Benden evden bir şeyler getirmemi istediler, ben de battaniyemi getirdim: Bugün annemle konuşunca anladım ki nesilden nesile aktarılan bir değerimizmiş battaniye. İşten, yoldan dönüp ayak üstüne battaniye atıp bir şeyler izlemek. Bu evcilliğe dışarıdan pis pis yemekler söylemek de dahil ama bir süre sağlıklıymış gibi yapacağım sanırım.

Konser saati 20:00'dı; erken konser pis yemekten sonra en sevdiğim şey. Bu bir ön kabul mü bilmiyorum, ama dışarıda dinlenmek için bence 23:00 müziği yapmıyorum. 18:00-22:00 arası için dışarı müziği, sonra işte akılsın eğlenceye mi akılıyor, ev partisi mi veriliyor, sanki ideali bu gibi. Konserler, konser izlemek ve müzik dinlemek üzerine çok düşünür oldum son zamanlarda, ne istediğim ve ne istemediğim üzerine de. İstekler tabii değişiyor değişmesine, yaptığımız müzik de oradan oraya savruluyor, tutarlı ve standart bir ürün sunmak yerine işi zorlaştırmak için elimizden geleni yapıyoruz. Aferin bize.

Söyleşiyle başladık, konserle devam ettik. Her şey mükemmeldi, en azından bizim için. Ses iyiydi, dinleyici iyiydi, mekan güzeldi, bir araya geldiğimiz insanlar güzeldi, alanda köpek sevmeyen yoktu... Bir tek Fıstık biraz rol çaldı, sanırım kendi solo projesine odaklanacak.

Genelde ortak dertler üzerine sorular soruyorum, sanırım en dertsiz kitleydi. İstanbul'un Avrupa'sına düşmüşüm meğer (oo tevriye mi oluyor hocam, ne oluyor bu). Çok az kişi aldatılmış, neredeyse kimsenin ev sahibiyle derdi yok, platonik sayısı çok az, belli ki herkes açık açık kendini ifade ediyor, reddedilmekten korkmuyor, işte Avrupa Birliği'nde bizi temsil edecek kitle diyebilir miyiz, belki de diyebiliriz. Binaları AB'ye sokma projesi, bina vatandaşlıkları. Bence fena fikir değil. 

29 Aralık 2020 Salı

Fıstık ezmesi

Anneannemlerdeki fıstık ezmesi kavanozunu ve tadını hiç sevemediğimi hatırlıyorum. Sonra da üniversitede sırf ucuz bir sürülebilir malzeme diye alıp, yine bir süre sevemeyip, sonra bağımlısı olduğumu. Bir de tabii tuzlu kavrulmuş fıstık var, Hollanda'da kilosunu 50 sente alıp tez sabahlamalarında fıt fıt fıt yediğim. Metabolizma değişik bir şey, şimdi yapsam anında 3 kilo alırım. Yapmadım, yine de aldım.

Konumuz olan yer fıstığı aslında bu kız. Yazdıklarımın konuyla bir alakası yok.

Fıstık kız evimize geleli 5 ay oldu tam. Zaten müthiş rutine oturtabildiğimiz bir hayatımız yoktu pandemi öncesinde de, ama eve kapanınca bir zaman göletinde yüzmeye başlamıştık. Bir köpekle yaşayabilir miyiz, bir köpeğin ihtiyaçlarını karşılayabilir miyiz, heyvan mutlu olur mu falan derken sonunda kendi aramızda kararımızı verdik, karşımıza da bu kızçe çıktı. Yer fıstığına benzediği için de adı Fıstık oldu.


İlgi arsızı, ve bazen dilini dışarıda unutuyor. Bazen koltukta değil de masada çalışıyorsam gelip zorla beni koltuğa alıyor, sırtını bacağıma dayayıp uyuyor. Uyurken kafasını koltuktan aşağı sarkıtmayı, bir de bileğini bükmeyi çok seviyor. Gitarlarımı yalıyor, çıkan ses hoşuna gidiyor. Eskiden oyuncaklarını da gitarlarıma atıyordu, sanırım onları da ona karşılık verebilecek bir canlı sanıyordu, bilmiyorum. Yemek saatlerini saate bakmış gibi bilip etrafımızda dönmeye başlıyor. Arka camdan görünen apartmana girene çıkana aşırı sinirleniyor, çünkü nasıl olur, nasıl girip çıkarlar o apartmana. Oyuncaklarının adını biliyor. İstediği şeyleri anlatmak için kafasını yana eğmek gibi bir yöntemi var, liste gibi sayıyorsunuz, istediği şeyi duyunca kafasını yana eğiyor. Pati vermeyi öğrendikten sonra her bir şey istediğinde havalara pati vermeye başladı. Herkes bir arada olsun istiyor, ayrı odalarda olmamız hoşuna gitmiyor.

Herkes onu sevsin istiyor. Herkesin yanına giderken ne kadar iddiasız, ne kadar tehdit unsuru olmaktan uzak olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. O yüzden pek de ciddiye almıyor bunu diğer köpekler. Bir keresinde eve başka bir köpek daha geldi, çocuk gibi mutlu olup bütün oyuncaklarını ona getirdi. Boris ona havladı, Fıstık da çok üzülüp küstü.


Biz mi Fıstık kızı tüm ezikliklerimizle kendimize benzettik, yoksa bu kız zaten böyleydi de biz mi ona yakınsadık, ya da bunların hepsi saçma tespitler mi bilmiyorum. Sonuçta düşününce ben uyanınca dilimi dışarıda unutmuyorum, demek ki o kadar da değil.

18 Mayıs 2020 Pazartesi

Epey eksik bir özet

Hayatta sunabileceğim ilginçlik seviyesinin git gide düştüğünü hissettiğim şu günler belki de en azından buraya not almak için doğru günler. Ya da yapılabilecek her şey bitti ve ben artık bana kilo aldırmayan şeyler yapmak istiyorum. Ya da doktora tezine geri dönmek baştan yanlış bir karardı. Ya da bilmiyorum, belki de bu blogu başta (2008'de) neden açtığımı hatırladım; Facebook'ta her şeyi paylaşmayı sevmiyordum, herkesin önüne düşen durum güncellemeleri ve fotoğraflar beni huzursuz ediyordu; ama bir yerlerde de paylaşmak, not tutmak, sonra hatırlamak istiyordum.

Bunu acaba son birkaç yazıda kaç kere bir daha bir daha açıkladım. Şu kaderine terk ettiğim sevgili bloga özür borçluyum gibi hissediyorum her seferinde. Döndüm, dönüyorum diyemem, ama hisler blogu ilk açtığım zamankine benzer. Instagram'da uzun uzun açıklamak istemediğim, kaç like almış umrumda olmayacak günlük ıvır zıvırı yine buraya mı atsam acaba mesela sanki? Bir de haydi biraz dürüst olayım, Instagram'daki cool ve eğlenceli ve ilginç ortamda kendimi kötü hissetmeye başladım biraz. Sürekli ilginç bir şey söylemem gerekiyor gibi. YETER! SÖZ MİLLETİN! BENİM DEĞİL ÇÜNKÜ GALİBA HİÇ İLGİNÇ BİR ŞEY YOK SÖYLEYECEĞİM.

Eski evden kurtardığım yukacığım, Yeldeğirmeni ve sosyal mesafe stili.


Aslında hamurişi dışında hiçbir şey yapmamış değilim eve kapanalı beri. Albüm çıktı bu esnada ve ben her yerde albümü anlattım. Yani videosuydu, podcastiydi, gazetesiydi, dergisiydi, her yere bırbırbır konuştum, çekinmedim, gocunmadım, ama biraz yoruldum, biraz da -albüm çok kişisel olduğu için, açıkçası- kendimden sıkıldım. 

... evet


Bu arada eve kapanmanın başlarında "vaktimizi mutlaka verimli değerlendirmeliyiz" festivali kapsamında "belki klip bile yaparım?" seminerinde türlü türlü animasyon kursuna başladım. Sonra baktım yetişecek edecek gibi değil, hepsini bıraktım, bildiğim yollardan gittim. Sonuçta şöyle bir klip yapmış oldum:

8bit Nilipek bir Mirkelam gibi de düşünülebilir tabii...


Hamurişi dışında bir de şöyle bir şey oldu; sanki üzerinden yıl geçmiş gibi, bir buçuk ay geçmiş aslında. Biz Berkay'la konser verdik. Süreç teknik detaylar öğrenerek, işe yaramadığını görerek ve yeni teknik detaylara yelken açarak geçti diyebilirim. Sonuç olarak, canlı yayın yapabiliyor muyuz? Galiba... Canlı yayın esnasındaki kesinti ve atlamalar biraz canımızı sıksa da, kaydettiğimiz hali de burada.



Bu da bir gün öncesi, test yayını, hafiften gerginlik, bir de gizli yayını izleyen 1 kişinin ben olup olmadığını anlama çabası


Hamurişi demişken; hamurdan uzak kaldığımız bir yılın acısını çıkartırcasına hamura boğulduk, adeta hamurun kendisine dönüştük.

  


Pizza biraz rol çalmadı değil ama yukarıda böreğin gelecekten umut seviyesine katkısını, ve bir kalıp tereyağ harcanan, normal hayatta da çok tereyağ tüketiyoruz zannedip tereyağ depolamamıza sebep olan bisküvileri görüyorsunuz.






Bu da "ev ararken illa balkon istediğim için aklımla bin yaşayayım mı ha yaşayayım mı" diyen mutlu ve butlu bir Nilipek.