13 Eylül 2008 Cumartesi

Ve evet, Ayşegülnazcan yine pistteydi...



Bir sineği daha öldürememiş olmanın hüznüyle yazıyorum bu satırları. Halbuki, Görkem Bey de bilir, bizim sineklerle anlaşmamız vardı. Ben onları öldürmeyecektim, onlar da beni ısırmayacaktı, ki bu anlaşma uzunca bir süre de böyle gitti. Aynı odada/evde bulunduğum insanlar hatur hutur kaşınırken ben tek bir sinek ısırığı taşımayan cildimle parlıyordum (ha?). Bu duruma anlam veremiyor olsam da aramızdaki anlaşmanın varlığına ve sağlamlığına güvenmek hoşuma gidiyordu. Ve bu baharda anlaşma bozuldu, İstanbul'daki sinekler yüzünden. Tabii anlaşma bozulunca İzmirli sinekler de İstanbullu arkadaşlarından geri kalmadılar. Ben de öldürmek zorunda kaldım. Gerçi üşengeç bir insanım ve kolumu kaldırmaya karar verinceye kadar sinekler çoktan beni yemiş bitirmiş oluyorlar ama olsun.

Ne diyordum? Evet, sabahın köründe kalkıp piste gittim. "Neden?!!! Nedeeenn?!!!" dediğinizi duyar gibiyim; çünkü Türkiye Pist Şampiyonası vardı. Gerçi asıl final yarın, ama yarın normalde Amerika'da ikamet eden kimi akrabalarımız İzmir'de olacağından ben gitmiyorum, sadece babam gidiyor piste. Bu da bana, erken kalkmayacağım için istediğim saatte yatma özgürlüğünü veriyor-ki bu güzel bir şey.

Peki ben ne yaptım pistte? Hiçbir şey. Hiçbir şey yapmadım. Oturdum, eğer bir iş sayılabilirse bu. Hatta çalışan insanların arasında oturup onları izledim, ve hiçbir şey yapmadım. İlk defa böyle bir şey yaptığım için inanılmaz rahatsız oldum gerçi, ve muhtemelen sekreteryadaki herkes benden nefret etti-hele bu iş için bir de para aldığımı falan zannediyorlarsa iyice kıl olmuşlardır. Oturdum izledim ya, yardım bile etmedim, kılımı kıpırdatmadım. Sonunda rahatsız olup çıktım zaten odadan, makinamı da alıp...

"Makinamı da alıp..." şeklinde son derece tribal ve 'aman allahım ne kadar da fotografçıyıım' havasındaki bağlama cümlemi yarıda kesip şu fotoğrafı koymak istiyorum buraya.
Bu noel katalogu gibi çıkmış olan hanımkızımız Ceylan, sekreteryada beni tanıyan ve muhtemelen nefret etmeyen tek insan. Tabii bu fotoğraf kendimi dışarı atmadan baya önce olsa gerek, Ceylan gülümsemiş, daha işlere gömülmemiş, ben de eğlenmişim onu çekerek.

Sonuç olarak bugün sağa sola yürüyüp fotoğraf çekmekten başka bir şey yapmadım, aslında çok fotoğraf bile çekmedim. Bir de bugün önemli bir gündü aslında, zira basın toplantısı vardı. Bu paragrafın sağındaki fotoğrafta göreceksiniz; bakın, ne kadar da basın toplantısı! Vay be, kameraa!

Gereksiz not: bir sinek daha ellerimden kurtuldu.

Yazıyı bitirirken, çok da özelliği olmayan ama hoşuma giden iki fotoğrafı daha koyacağımdır buraya. Bir tanesi çok bir müzik grubu bi şeyi. Ama neyi çözemedim. Afiş? Albüm kapağı? Klip? He? Imf, neyse ya... -Umut Sarıkaya'yı, bize kazandırdığı "ımf" efekti için saygıyla anıyor ve kaşınıyoruz (kaşıntının nedeni için bkz. ilk paragraf).

"I can't understand what's going ooooon..."


Bu fotoğraf ek bir hoşuma gidiyor, neden bilmem...

2 yorum:

sarunas jasikevicius dedi ki...

ben de adaya gitmedim canım. gayet izmirdeyim ne güzel di mi...

operadaki fantom dedi ki...

aferim abi sana:)