19 Haziran 2008 Perşembe

Ay hanores ve kimi çimler

-Ne kadar sevimli değil mi? -Değil!

Evet, blog yazan binlerce kişiye özenmem sonucu -ki bu özenmeler arasında Emir Bey'i kesinlikle yok sayamam- bir blog maceram daha böyle başlıyor. İğrenç, devrik, düşük bir cümleyle başlayan bu macera, muhtemelen aynı şekilde devam edecek, hiç çekinmeyecek, ve muhtemelen 3-4 yazıdan sonra unutulmaya yüz tutacak, Nilağnım'ın bütün diğer blogları gibi... Belki de sıcak hava, belki de bir çocuğun gözlerindeki ışıltı ve hatta belki de otobüs?...




Ne diyordum? Kimi fallarda çıkan 18 Haziran: Alaaddin'in sihirli lambası gerçekleşmemiş olsa da, evet, bu hafta da kimi eğlenceli dakikalar geçirmedik değil. Pistte yavaş yavaş erirken ben, sinirbozucu üslubumdan ve sıcaktan bozulan sevgili beynimden kurtulmanız için fotoğrafları yüklüyorum artık. Hanoresim çok yaşa! Not: ilk fotodaki sevgili makine son derece Hanores'in makinesidir!




İşte, söz konusu Hanores bu. İzmir'e geldiğimde ilk görüşülen şanslı kişi oldu kendisi, ama o ilk görüşme bu değil, zira kendisi bu görüşmeden birkaç gün önce kapımızın önüne gelip "Zeynep Teyzeeea?!! Zeynep Teyzeeaa???" diye bağırdı. Ha, neden "Nil!?", "İpek?", "Hülagüler?", "Kimse var mı?" gibi mantıklı cümleler kurmayıp direkt anneme seslendi hiçbir fikrim yok. Ama onu böyle de seviyoruz biz:)






Na bu fotoğrafta ben fotoğraf makinesinin alacaklısı rolündeyim, makine de borcunu ödemeyen zavallı adam rolünde. Makine çok güzel oynamış da ben sanırım tam verememişim ifadeyi gibi, evet.








Kimi zaman benim ayar özürlülüğüm, kimi zamansa Ayhan'ın çok muhterem bir insan olmasından kelli ara ara nur indi kendisine. Ha, bir hayrını gördük mü o nurun, hayır, indiğiyle kaldı. Ki zaten hayırlara vesile olmadığını üçlemenin 3.sünde de görüyoruz rahatça.











Sol taraftaki surat ifademin hiçbir açıklaması yok. Çok daha mal çıktığım iki foto daha var, ancak, hayır, bunu kendime yapamam. Onun yerine daha datlı, sevgi, kardeşlik, dostluk kokan bir foto olacak sırada.
Aha şu hatta:




Çim kültüründen uzak kalamadım, ve kendimi İzmir'de yine çimlere attım, evet. Hatta dedim ki, benim de çimlerde gülerken falan pozlarım olsun, herkesin var benim niye yok. Sonra hatırladım ki çimlerde gazete okurken, tıkınırken falan bir sürü resmim var zaten. Yine de şu fotoyu çeken gotik kızımıza çok teşekkür ediyorum buradan.



Evet, o gün Kıbrıs Şehitleri'nde içmiş (kahve/bira), sonrasında çimlere yaymıştık, yapmıştık bunu! O günden beri beynimde dönüp duran "hibilibilöö labalabalöö ay vana bi a tisko bööy" konulu şarkının ise bahsi geçen gün ve isimlerle hiçbir alakası yoktu, olayın tek sorumlusu pistte ve arabada sürekli çalan sevgili Power Fm idi.


Son olarak:

-Değil demiştim!

6 yorum:

sarunas jasikevicius dedi ki...

okuduğum en kötü blog yazısı...

operadaki fantom dedi ki...

döverim seni kurtlu.
iyi olması gibi bi iddia yok zaten ortada:)

sabloncu dedi ki...

oo kimleri görüyoruz, nil ve ipek hanımlar da burdaymış =)

operadaki fantom dedi ki...

gelmiş bulunduk kürşat bey:)

Emir Bey dedi ki...

merhabalar efendim,
negzel bir bilok ve yazısı =)
hatta son fotoğraftaki saçların uçuş şekline bayıldım, severek ailecek takip edeceğiz sanırım bu saatten sonra =)

operadaki fantom dedi ki...

inşallah takip edebileceğiniz içeriği sağlayabiliriz Emir Bey:)