30 Ocak 2009 Cuma

Lise Hissiyatları, vol.3

İzmir'e her geldiğimde, son derece normal olarak, geçmişe dair kimi hissiyatlar içinde yüzüyorum. Benimkinden çok daha derin ve büyüğünü daha yetişkin İzmirlilerde daha net görebiliyorum elbet, hatta bendeki mevcut duygular henüz çok canımı da acıtmıyor. Son dönemde ilkokula, ortaokula ve liseye abuk sabuk dönüşler yaşıyorum fazlasıyla, ama bugünkü konumuz lise.



Neden lise? Çünkü lise arkadaşlarımla buluştum (aferiiin). Üstelik fotoğraf makinam da yanımdaydı, dolayısıyla arkadaşlarımın huzursuz ve rahatsız olmasını sağlayabilirdim. Nitekim öyle de oldu, arkadaşlarımdan fazlasıyla küfür yedim, ama sonunda 'önce fotoğraf çekilme-sonra bir daha makinayı çıkarmama' şeklinde bir orta yolda mutabakata vardık. Ayrıca "mutabakat" kelimesini doğru yazdığımdan emin değilim, ama bence güzel bir kelime.


Alsancak adlı semtimizin güzide sokaklarında gezindiğimiz gün, lisede yaptıklarımıza dair bütün klişeleri gerçekleştirdik aslında, Asmaaltı'na gidip sıcak çikolata bile içtik, hatta ben sıcak çikolata içmediğim için arkadaşlardan otlandım, bu bile bir klasikti bakıldığında:) Muhabbetler elbet bir nebze değişmişti, aksi düşünülemezdi, ama geyik sabitti. Normal hayatlarımızda çok görüşen insanlar olmasak da, görüştüğümüzde 4 sene öncesine dönüp oralarda oyalanabiliyorduk, sanırım bu da yeterliydi.


Liselilik hissiyatı tuhaf. Yani lise arkadaşlarınızla buluşuyorsunuz, lise muhabbeti çeviriyorsunuz, ama yanınıza gerçekten liseli insanlar geliyor, onlara bakıyorsunuz; aynı değilsiniz. "Oooo ergen kavgasııı" diye dalga geçiyorsunuz içinizden mesela, sanki hiç ergen olmamışsınız ya da aynı özellikleri hala göstermiyormuşsunuz ve hatta büyümüşsünüz gibi. (Sağ tarafta: Durumun melankolisine uygun Fulya fotoğrafı)


Sanırım problem büyümeye kızmak zaten. Dıştan dünyanın en tutucu insanıyken içten içe aslında rahat olmak isteyen insanlar vardır ya arada ortaya çıkar; onlar gibi. Liseye, ergenliğe geri dönmek isteyip de, dönemeyeceğini bildiği için olmak istediği dönemdekilere bok atmak yani. Demiyorum ki büyümek iğrenç, tam tersi, gayet de güzel, gayet de rahat, oh ne mutluyum, ama bunu durdurmanın ya da hareket ettirmenin yolu henüz ortaya çıkmadı. Ki bundan da über rahatsız değilim henüz, misler gibi yaşıyorum, rahatsız olsam büyük şımarıklık olur. (Sol tarafta: Durumun geyiğine uygun Umut fotoğrafı)

Ama işte, insan çekinmiyor, ulaşamadığı ciğere mundar diyor. Mırnav demeyi tercih edebilirdi, ama o zaman kedi olurdu, şimdi kedi olamayacağı için kedilere de bok atacak. Evet evet, yapacak bunu.

4 yorum:

October Swimmer dedi ki...

bir gün herkes melankoli yaşayacak!

Alican Cömert dedi ki...

pis liseliler!

oğul. dedi ki...

''Liseye, ergenliğe geri dönmek isteyip de, dönemeyeceğini bildiği için olmak istediği dönemdekilere bok atmak yani''

evet ben bunu her izmir'e geldiğimde yapıyorum.
ımm, şey, zevkli ama bence :)

operadaki fantom dedi ki...

october swimmer: beni sarar melankoğliiiğ...

alican: ergenler ama onlar da insan:)

oğulcan: ahahaha, zevkli tabii. ama bunun farkında olunca o kadar zevkli olmeyor:)