1 Eylül 2013 Pazar

Çölde mamiya



Bir başlıkta geçen bir Pamuk Ticaret özlü sözü mevcuttu :"Böyle sanki çölde gibi bir film, öyle bir görüntüsü var". Söz konusu cümle, Şahabettin Pamuk tarafından Japonya'dan getirttiği ve tanesini 2 liradan sattığı bayat filmlerden çıkan fotoğrafları betimlemek için kullanılmıştı. Tabii ki hem merak eden hem de ucuz seven insan Nilipek hemen bu cümleye atlamış, ve hem söz konusu filmlerden, hem de diğer 1 liralık filmlerden bir sürü almış, bitiremeyeceği kadar filme boğulmuştu.




Neyse efenim Express marka 100 ASA filmimizi Mamiya Msx500 ile denemiş olduk. Ya da Mamiya'yı bir de bu filmle denemiş olduk. Ya da 100 ASAyı bayatlattık da mı patlattık. Ne bileyim...







Fotoğraflar filmi bitirmek hevesiyle (çok az nail olduğum bir hevestir kendisi) çoğunlukla Karaköy-Kadıköy-Tatil üçgeninden gelmekte. Zaten hayatımızın yüzde sekseninin Kadıköy-Karaköy hattında geçtiğini göz önünde bulundurursak bu gayet normal. O kadar normal ki, bugün bir takım sınavlar sebepli içinden geçtiğim Beşiktaş, Levent gibi yerler tamamen İstanbul'dan bağımsız gibi geliyor. Ya da benim İstanbul'la bağım kalmadı ve minik bir yeri İstanbul zannedip orada debeleniyorum.









12 Ağustos 2013 Pazartesi

Tatile oyuncak götürmek


Bilelim-Öğrenelim:

1-Şu noktadan sonra hala Windows Movie Maker diye inat etmek caiz değildir. Tez zamanda değişiklik şarttır.
2-Gül gibi HD videolar elimizde olmayan sebeplerle hızlanmıştır, ha işimize gelmemiş midir, gelmiştir.
3-Aslında WMM yine iyi iş başarmıştır da, bir de .m4a uzantısını desteklese, karşılıklı inatlaşma yaşamasak mis gibi olacaktır.
4-Müziğimiz dandik olsun bizim olsun.


Okuduğumuzu anladık mı?

Tatil kavramı güzel güzel olmasına, ama sonrasında yaşanan şok iş güçle ilgili olmuyor bende. Ağaca, yeşile, rahata doyduktan sonra, uçak inişe geçmişken, pencereden Pendik görüyorsunuz. O görüntü aniden o kadar yoruyor daraltıyor ki içinizi, o kadar olur. Zira, hele ki gece vaktiyse, sadece bina-ışık görebiliyorsunuz; tek bir boş alan yok. 



Hah işte, uçak inerken uyuyun, şehrin içinde uyanın. Uzaktan bakmadığımız sürece neyin içinde olduğumuzu anlamıyoruz nasılsa.












21 Temmuz 2013 Pazar

Far over the misty mountains cold

Şahabettin Beyler bol rüzgarlı tatilinden Pamuk Ticaret yöresine döndüğüne göre tribal makinamız Ilford Sportsman'den fotoğraflar çıkarabilir, ve hatta bu fotoğrafları blogsal alanlarda yayınlayabilirdik.

Ilford Sportsman'i şu ana kadar 2 kere kullanabildim, kendisi şu anda Çanakkale civarlarında Sertaç Bey'in çantasında gezmekte. Neden bilmem, içine koyduğum bütün filmlerle aşk yaşıyor, sarmak ve çıkarmak istediğimde triplerden triplere koşuyor. Hele bu sefer biraz fazla aşk yaşamışlar ki sarsıntılı fotoğraflar mevcut (hayır, kesinlikle benim beceriksizliğim değil, yo yo).




Gerçi şikayetçi miyim? Sanırım değilim. Yani, biraz hastalıklı bir netlik ve düzgünlük anlayışım olsa da kendi çektiğim fotoğraflarda, galiba bilinçsizce o çizgilerden çıktığım, kontrolün yanılgı haline geldiği anları seviyorum. O değil, biraz daha afili cümleler kurarsam Fight Club'daki kendini dövme sahnesini gerçekleştireceğim.





Böyle de sokaksal şeyler var. Sokak güzel yer. Sokak güzel, son zamanlarda daha da güzel yaşadık sokağın güzelliğini. Ama ne yazık ki ben biraz sabit bir insanım, nereye koyarlarsa orada duruyorum. Evse ev, işse iş, gerçi sokaksa da sokak. O yüzden, bağlayamadığım şekilde, gelsin eşimiz dostumuz:













16 Temmuz 2013 Salı

"Her yer başbagan"*

*Amacım dalga geçmek değil, yanlış anlaşılmasın. Ama bence, bu şekilde bağıran insanlar muhtemelen olayları çok güzel özetlediklerinin farkında değildi. Evet, her yer BAŞBAGAN, başbagandan kaçabileceğimiz herhangi bir yol, sokak yok. Yaptığımız her şey bizzat kendisinin onayına bağlı olmalı.

Zerre yazasım yok, yorum yapma hakkımın olduğunu da düşünmüyorum pek. Bir önceki yazıdan bu yana bir buçuk ay geçmiş, son iki yazıda kişisel her şeyi bırakıp devlet-millet meselelerine eğilmişim. Ben bu blogda bir şeylere isyan etmeye başlarken, benimle birlikte birçok kişi isyan etmeye başlamıştı sanırım. Yerimizde duramaz hale gelmemiz bence o kadar da tahmin edilemez bir şey değildi.

Sonra işte Gezi Parkı direnişi, sonra işte insanlık adına gerçeküstü durumlar... Nasıl güzel bir direniştir o, nasıl ütopiktir, sonrasında getirdikleriyle birlikte. Yani hep karamsardım, hala karamsarım, ama geriye baktığımda hep güzellikleri görüyorum. Sadece kendime hatırlatmak için yazıyorum.

Reyhanlı ile ilgili de yazmıştım, şimdi de geçerliliğini koruyor. İşin içinde birçok şey olabilir, benim yorum yapma hakkını kendimde görmeyeceğim birçok şey dönebilir (döndüğüne inandığımdan değil, dönme olasılığını da bir kenarda tuttuğumdan, buradan Ali Bey'e de selam ederim). Kendimce mantık ve biraz da genelgeçer bilgi ile ürettiğim teknik/ekonomik/politik argümanlara bir sürü karşı görüş sunmak mümkün, sonuçta uzman değilim, bilgim sınırlı.

Ama benim işte tartışamadığım, kafamın alamadığı bir "insanlık" boyutu var. İnsan ulan karşındaki. Bildiğin insan. O insana neden çile çektirirsin, çile çektireni nasıl savunabilirsin? Reyhanlı ile de ilgili söylemiştim bunu, ölen arkasından nasıl bu kadar saygısız olabilirsin? E ama öldü adam, öldüreni nasıl koruyabilirsin?

Hukukun, insan haklarının, kişisel özgürlüklerin gerçekleşebildiği, geçerli olabildiği durumları kutluyor olmamamız lazım; zira normal olanın bu olması lazım.

Normal demişken, normal kavramının ve "normların" düşünülmediği günden bir takım fotoğraflar, falanlar gelsin. Zira kavramı yok saymak da bizzat onu sorgulamaktır bu durumda.






 

24 Mayıs 2013 Cuma

Raid Pilsen

Yazacak bir şey olmadığından değil. Tam tersi işte yazacak,yazılması gereken çok fazla şey var. O kadar çok şey var ki benim kişisel olarak buraya döktüğüm neşeli minik böcekler görünür değil. Görünür olmasın da zaten, zira üzerlerine böcek ilaçlarıyla yürüyen adamlar var.

Ah canlarım, biliyorum ki ülkemizin ahlakı her çeşit müdahaleye, her çeşit etkiye karşı savunmasız. Her an birinin ahlakı bozulabilir. Allah korusun, biri sigara içer, öbürü alkol alır. Aman diyeyim, bir başka grup gece eğlenmeye çalışır, eve geç girer. Sonra, ne bileyim, olan şeyler bunlar, çiftler beraber yaşamaya kalkar. Daha da korkuncu, ya bak dilim varmıyor, bazıları gidip eylem yapmaya kalkıyor, düşüncelerini söylemeye çalışıyor. Ağzım açık kalıyor, sizin eksiklerinizi, yanlışlarınızı falan söylüyorlar. Çok haklısınız, bu tarz ahlak karşıtı hareketleri mümkün mertebe engellemek lazım. Hayat tarzı dediğin insana bağlı bir şey değil, bizim de kızımız var, bacımız var. Kötü örnek oluyorlar, zarar veriyorlar.

Halbuki siz öyle değilsiniz ki, canlarım benim. Öfke dolu yüzünüz bence en güzel örnek bu ülkede yaşayan insanlar için. Bence zaten bir çocuğun öğrenmesi gereken ilk şey kendinden farklı olandan nefret etmek, onu dışlamak. Hele var olan alt kültürleri reddetmiyor musunuz, bayılıyorum. Çok doğru, herkes aynı olsun. Ama ahlakımıza en büyük katkı söylediğiniz yalanlarla, yapılan, göz yumulan yolsuzluklarla geliyor. Tek tek öğreniyoruz; bu ülkede hayatta kalabilmek için kendi yolunu bulmak, dürüst olmaya çalışmamak lazım, ki zaten, huyumuz kurusun, söylenen, olan her şeyi unutuveriyoruz. Bu arada, unutmadan, çevre bilinciniz de takdire şayan. Bence de ağacı, toprağı, suyu sevmemeliyiz. Hatta sevmeye fırsat bile bulmamalıyız.

Her adımımda küfrettiğim, her adımından utandığım, canım, güzel insanlar. Yorulmadınız mı lan? Cidden soruyorum, yorulmadınız mı?

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Halbuki reyhan güzel kokar.



Siyasi bilince sahip bir insan değilim. Olanları sadece anlamaya çalışıyorum. 24 askerimizin ölümünden bu yana sanırım bir yıl geçti, çok daha fazla sivil vefat etti. Bir saygı duyulsun istiyor insan. Bu da buraya saygı duruşu olarak olsun, bir düşünce, bir yorumdan ziyade.

24 asker 100 insandan daha değerli/değersizdir gibi bir hesap yok, olmamalı. İşin içinde ölüm olduğunda 1 insan, 5 insan, 50 insan ölümünün bir farkı yok. Asker-sivil, Türk-Kürt, Alevi-Sünni ölümünün bir farkı yok. İnsanların ciğeri her ihtimalde yanıyor.

Olayın altyapısı, nedeni, arkaplanında dönenler, komplo teorileri, hepsi üzerinde yorum yapılabilecek, ama hata payı olan konular.

"Ama insanlar öldü, biz onlara saygı göstermedik. İnsanlar zor durumda, biz düğün dernekte. İnsanlar cesetlerini kendileri çıkarıyorlar. Biz de diyoruz ki resmen sıçtık, etraf dağıldı, aman kimse görmesin, kimsenin haberi olmasın, o yüzden söylemeyin, yayınlamayın. Biz de unutalım." Bak bunda hata payı yok.

Allah sabır versin Reyhanlılara. Devletimize de ne olur biraz akıl fikir versin.

28 Nisan 2013 Pazar

"Böyle sanki çölde gibi bir film, öyle bir görüntüsü var"

  • Yurdun sokağında hala ne olduğunu anlamadığım bir inşaat var. Daha önce tatsız olaylar olduğu için soramıyorum da, ama konu o değil. Bugün o inşaata gelen vinçte Massive Attack çalıyordu.
  • Havaların aniden tiril tiril kıyafetler gerektirmesi hoş olmadı. Benim bütün tiril rezervim İzmir'de, hazırlıksız yakalandım. Hazırlıksız yakalanınca da 2.el dükkanından 1 euroya aldığım etekle gerçek bir teyze oldum. Daha önce benzer bir teyzeliğe, yine bit pazarından aldığım 3 euroluk etekle ulaşmıştım.
Teyzelik uzmanı Doç.Dr. Nil İpek Hülagü, yeni kitabı "Etek ve Teyze İlişkisi: 21.Yüzyılda Patates Temsilleri"ni sizin için anlatmadı. Anlatmaz da, hırto. 
  • Ama benim ruhum teyze.
  • Biz ne şanslı insanlarmışız mesela, ne güzel insanlar tanımışız, ne güzel insanlarla vakit geçirmişiz.
  • Aslında ergenlikten çıkmadım. Daha doğrusu ergenlik benden çıkmadı. Ama soranlara evde yok diyorum, perdenin arkasına falan saklıyorum. Evden çıkmasına, pencereden bakmasına, dışarıda gözükmesine izin vermemeye çalışıyorum. Halbuki izin versem dışarı çıksa belki kaçacak bir daha dönmeyecek. Ha işte o işime mi gelecek, yoksa dümdüz bir adam mı olacağım ergen aklı olmadan, onu bilemiyorum.
  • Allahım nasıl da huysuz gibiyim. Değilim yahu aslında. Okuldayım, çayım var, ödevim var, işim var. Başka da bir şey yapmak istediğim yok. Yani, saçma gelebilir, ama ölümüne keyifliyim şu an.
  • Bu arada konserde kayıt almadık sanıyordum, ama meğer güzel insan Ali Bey bütün konserin ses kaydını almış. Kendisi sosyal mecralarda zerre gözükmüyor ama sosyal medyada aslen dünya devi.
Tişikkürler sipirmin

  • Bugün Eminönü'nden Karaköy'e yürürken su satan çocuk ben önünden geçerken (muhtemelen teyze eteğim, güneş gözlüklerim ve fotoğraf makinemin sağladığı turist görüntüsü sebepli) bana "BEYBİE" dedi. Dönüp "Yavrucum bu mu senin turist kıza yazma şeklin?" diyecektim ama olayın farkına varıp da şu bilince ulaşana kadar 5 adım atmıştım. Artık dönüp bu muhabbeti yapmam anlamsız olacaktı.
  • Şimdi baktım da bunu hiç paylaşmamışım burada. Gerçi hava çok güneşli, bu havada bu şarkı kime ne hissettirir bilmiyorum, ama şöyle bir şey mevcut:

"Kör taklidi yapıyorum, tıpkı ağaçlar gibi, hiç bir yere gitmemek için..."

  • Bugün bir de şunu düşündüm; ev dediğin yer kaldığın değil kendine ait bir alana sahip olduğun yer sanırım. Ve galiba bu yüzden yurdu değil de okulu daha ev gibi görüyorum şu ara.
  • Bir hafta hızlıca bir geçse ya...



26 Nisan 2013 Cuma

"Buralar böyle hep işaret"


24 Nisan'da ikinci konserimizi vermek üzere Ozan Tekin ile 60m2'deydik, minik minik çaldık, minik minik söyledik. Başta az kişi olmasının verdiği rahatlık, insanların gelmesiyle yine kendini saçma bir şımarıklığa bıraktı, ya da nasıl tanımlayayım bilemedim. Beyle bir yavşaklık, bir bulaşma hali, bir rahat gibi gözükme ama aslında tam da rahat olamamalar, bir anlamsızlıklar...

Ozan bana nasıl tahammül ediyor bilmiyorum. Sahnede kendisi ile olmak büyük mutluluk, buradan da açık ve net belirteyim.

Ve tabii ki yine canlı yayınladık konseri, ama bu sefer ortasından başladık yayınlamaya. Ahanda söz konusu yayın da aşağıda:



Video streaming by Ustream

25 Nisan 2013 Perşembe

Post it

Geçen gün depresyona girdim, yahu ne oldu bana, neden blogu böyle kendi haline bıraktım, ah gençliğim neredesin gibi cümleler içinde yüzerek. Sonra bir baktım ki Nisan ayındaki yazı sayısı gayet normal bir rakama ulaşmış. Gerçi bu yazılardan ikisi 7pf2p konser afişi ama olsun. OLSUN.

Yayınlamayı unuttuğum bir Mamiya MSX 500 siyah beyaz serimiz mevcut. Geçen hafta elimize geçti ama bu haftaya kadar sarktı, neden? Tembeliz çünkü.
















İşin hem iyi hem kötü tarafı, bu filmden çıkan fotoğrafların bazıları bir seneden önce çekildi, yani nerede, ne şekilde çekildiğini hatırlamıyorum bir kısmının. Anısız fotoğraf ne acayip bir şey.

17 Nisan 2013 Çarşamba

7pf2p Babylon'da.

 
Everybody else is just green, have you seen the chart?
It's a helluva start!
It could be made into a monster, if we all pull together as a team.