16 Temmuz 2013 Salı

"Her yer başbagan"*

*Amacım dalga geçmek değil, yanlış anlaşılmasın. Ama bence, bu şekilde bağıran insanlar muhtemelen olayları çok güzel özetlediklerinin farkında değildi. Evet, her yer BAŞBAGAN, başbagandan kaçabileceğimiz herhangi bir yol, sokak yok. Yaptığımız her şey bizzat kendisinin onayına bağlı olmalı.

Zerre yazasım yok, yorum yapma hakkımın olduğunu da düşünmüyorum pek. Bir önceki yazıdan bu yana bir buçuk ay geçmiş, son iki yazıda kişisel her şeyi bırakıp devlet-millet meselelerine eğilmişim. Ben bu blogda bir şeylere isyan etmeye başlarken, benimle birlikte birçok kişi isyan etmeye başlamıştı sanırım. Yerimizde duramaz hale gelmemiz bence o kadar da tahmin edilemez bir şey değildi.

Sonra işte Gezi Parkı direnişi, sonra işte insanlık adına gerçeküstü durumlar... Nasıl güzel bir direniştir o, nasıl ütopiktir, sonrasında getirdikleriyle birlikte. Yani hep karamsardım, hala karamsarım, ama geriye baktığımda hep güzellikleri görüyorum. Sadece kendime hatırlatmak için yazıyorum.

Reyhanlı ile ilgili de yazmıştım, şimdi de geçerliliğini koruyor. İşin içinde birçok şey olabilir, benim yorum yapma hakkını kendimde görmeyeceğim birçok şey dönebilir (döndüğüne inandığımdan değil, dönme olasılığını da bir kenarda tuttuğumdan, buradan Ali Bey'e de selam ederim). Kendimce mantık ve biraz da genelgeçer bilgi ile ürettiğim teknik/ekonomik/politik argümanlara bir sürü karşı görüş sunmak mümkün, sonuçta uzman değilim, bilgim sınırlı.

Ama benim işte tartışamadığım, kafamın alamadığı bir "insanlık" boyutu var. İnsan ulan karşındaki. Bildiğin insan. O insana neden çile çektirirsin, çile çektireni nasıl savunabilirsin? Reyhanlı ile de ilgili söylemiştim bunu, ölen arkasından nasıl bu kadar saygısız olabilirsin? E ama öldü adam, öldüreni nasıl koruyabilirsin?

Hukukun, insan haklarının, kişisel özgürlüklerin gerçekleşebildiği, geçerli olabildiği durumları kutluyor olmamamız lazım; zira normal olanın bu olması lazım.

Normal demişken, normal kavramının ve "normların" düşünülmediği günden bir takım fotoğraflar, falanlar gelsin. Zira kavramı yok saymak da bizzat onu sorgulamaktır bu durumda.






 

1 yorum:

Mehtap Taş dedi ki...

Merhabalar. Biz Kalabalık Dergi'nin Halkla İlişkiler ekibiyiz. Kalabalık Dergi, Mayıs itibari ile online olarak yayımlanan Kültür,Sanat ve Edebiyat dergisi.8 Temmuz 'da 3.sayısı çıkmış olan dergimiz,ilk sayısında 'dalında' en çok okunan dergi ünvanını aldı.2. sayımızda ise Haziran ayı sebebi ile Gezi Özel eki hazırladık ve son sayımız 5.gününde 5bin okunmaya erişti.Hiçbir maddi kaygı gütmeyen dergimizin yazar kadrosu Türkiye'nin geneline yayılmış vaziyette.Kemik kadroyu oluşturan biz üniversite öğrencilerinin yanı sıra Türkiye'nin en genç yazarı,Aktüel Dergi ekibinden yazarımız ve kitapları basılmış arkadaşlarımız da var kadromuzda.Tek gayesi yazma eyleminde yetkinleşmeye çalışan yazarlarımıza öncülük etmek olan bu derginin tanıtıma,desteğe ihtiyacı var. Yazdıklarımızın daha çok okurla buluşması tek dileğimiz.Yazmanın ve dahası çok okumanın en yetkin kılınabileceği bloğunuzdan desteğinizi bekliyoruz. Kalabalık’ı aşağıdaki web sitesi üzerinden bilgisayarınız, tabletiniz ve akıllı telefonunuzla inceleyebilirsiniz: http://www.kalabalikdergi.com 3.sayımız : http://issuu.com/kalabalikdergi/docs/sayi3