27 Mayıs 2014 Salı

Sevdiğimiz martılar.


Ön not: Aslında yine anlamsız. Anılması gereken, bahsedilmesi gereken, öfkelenilmesi gereken çok şey var; onları anmadıkça anlatılan her şey anlamsız hale gelmeye başladı. Geçen sene bu zamanlardan başlayan süreçte o kadar abuk sabuk şeyler oldu, o kadar fazla salaklığa ve kötülüğe maruz kaldık ve o kadar öfkelendik ki, körleşmeye başladık gibi hissediyorum. Ya da en azından ben körleşiyorum. Yani, inadına yapmam gereken her şeye karşı körleşiyorum, inadına gülmem gereken her noktada hissizleşiyorum. Evet, bu kişisel bir blog, ve daha önce de söylediğim gibi, aslında olan olayları kişisellikten uzak tutamıyorum. Tutamadığım için kilitlenip yazamıyorum, zira yazacak, söylenecek hiçbir şey yok, akla mantığa uygun bulduğum, senin, benim ve bizim oğlanın okuyacağı öfkeler dışında. 

Burası bir lunapark. Büyük Ev Ablukada'nın muhtemelen çok alakasız şeyler anlatırken söylediği gibi "Üzgünüm eskisi gibi değil lunapark". Ama sonuçta lunaparka dönmem gerekiyor. Zira bencilce, ve şımarıkça, ama benim bu lunaparka lunapark haliyle ihtiyacım var.

Nasılsa artık kimse okumuyor diye RÖAAH diye kusuverdim şuraya. Dönelim şimdi haftasonuna ve şımarık yaşamlarımıza.


Aslında şöyle bir şey vardı:


Vardı. Çeşitli krizler eşliğinde organizasyonun bir parçası olduk; zira grubun 3/5'i akademik hayatına devam ediyor ve unutulan değerlerimizden final dönemi yine anneler ağlatıyor. Annelerimizin ağlamaya ara verdiği bir noktada Babylon Soundgarden'da "pop-up" konser vermek için topyekün anlaştık, uzaktan akraba grup Alpman and the Midnight Walkers sayesinde eşyalarımızı da mekana ulaştırdık. Sonra da işte konser olmadı. Neden? Çünkü mikrofon yoktu ve Nilipek'in mikrofonsuz sesini duyurması hayaldi, asla da gerçek olmayacaktı.

Biz de zamanında Lemur ile konser verdiğimiz alana gittik, zira hem misler gibi ortam vardı, hem de az önce bahsettiğim Alpman and the Midnight Walkers orada konser verecekti ve müzik zevkimizdeki lokallikten ölmemize az kalmıştı.
"Herkesin ormana doyduğu bir dünya hayal ediyorum"





Şekil 1.a. Biranın beşe kadar beş lira olması ve gençliğin uzun vadede zerre düşünmediği geleceğe yatırımı kısa vadede bira için yapması.





Az önce fotoğraflı olarak göstermiş olduğum biranın beş lira olması durumunun tabii ki başka sonuçları da oldu, olmadı değil. Kendini gereğinden erken saatte gereğinden alkollü bulan kahramanımız tabii ki Alpman ile dans etmekle kalmayacak, etrafındakileri de dansın mantıklı bir şey olduğuna ikna etmeye çalışacak, hatta oturan arkadaşlarını adeta "biz biliyoruz da mı oynuyoruz" dercesine ayağa kaldıracaktı. Çok daha büyük saçmalıklar ise hiç tanımadığı bir erkeğe, sırf gri tişört giyiyor diye, usulca sokulup, "aaaa yanlış olduuu" demesi olacaktı, zira Ali zannederek yaklaştığı genç Ali'ye zerre benzemiyor, Ali ise biraz ileride sahneyi izliyordu.

Tanımadığımız adam dinlemiyoruz; lokalliğimizde boğuluyoruz. Ama yanlış anlaşılmasın, Ah!Kosmos lokallikte boğulmuyor, hatun aynı anda her yerde resmen... Başak nağber ya bu arada?

Günün ilerleyen safhalarında bünyeyi yeterince yorduktan ve yeterince tanıdığa rastladıktan sonra biraz yaşlandığımız konusunda fikir birliğine vardık Ali Bey ile; zira günün en heyecan verici zamanları Metroda, Marmaray'da uyuduğumuz ve Kadıköy'de aniden acıkıp kendimizi Tek Büfe'ye adadığımız anlardı. Evet, küçük mutluluklarla yetiniyoruz. Bi çizburger, bi de toplu taşıma uykusu.


bkz. festivalde tanıdığa boğulmak 

bkz. festivalde tanıdığa boğulmak

bkz. festivalde sevgiye boğulmak

bkz. resmen arkadaşlık, resmen mutluluk


bkz. içten içe yaşlı olmak.


Tüm bunlardan alakasız olarak dün Burcu Hoca ve Selcan ile Justin Timberlake konserine gittik ve nihayet lokal müzik lanetini kendi adıma bir nebze yendim. Zira aylardır fanlığımı Selim Saraçoğlu ile Can Güngör arasında paylaştırmakta, zaman zaman da soundcloud'da dinlediğim bir takım başka insanlara "vay arkadaş" demekte, fiziken Kadıköy'den çıkmadığım gibi, müziken de Kadıköy'de kalmaktaydım.

Ama Justin Timberlake işte. Ve tüm akademisyen sinirimiz, 13-14 yaşındaki kızlara hımflamalarımız, Selcan'ın konser başlayınca "ya ben bu konseri oturarak izleyemeyeceğim" demesi ve benim de arkasından kalkmam ile toz oldu uçtu. Konser boyunca bütün şarkılara bağırarak ve delirmiş gibi dans ederek eşlik etmemizin sonucunda, bahsi geçen 13-14 yaşındaki gençler bizden korktular. Biz ise yaşımızın getirdiği sorumluluğa "mieeeh" demiş olsak da durumumuzun abukluğunu inkar etmedik, bulunduğumuz L bloğun dev L harfinde ne kadar loser olduğumuzu ilan ettik, çekinmedik.



Hiç yorum yok: