4 Aralık 2022 Pazar

Nilpeyn'den denemeler ya da Nil'Pain yeni albümüyle ses getirmedi

Selam ey blogcan.

Ben bu bir süre denemem için ödünç verilen makinanın sıfırını stokta görünce dayanamayıp aldım. İki tane de adaptör aldım; biri eos lenslerimi, diğeri de M42 lenslerimi kullanmak için. Sigma Eos 10-20'yi deneyebildim Pitohui provalarında, ama henüz M42 lenslerimi kullanmayı denemedim-sanırım bugün deneyeceğim onu da.

Fotoğraf çekmenin beynimin hangi pencerelerini açtığını ve kafamın içini nasıl havalandırdığını unutmuşum. Çocuk gibiyim aldığımdan beri, herkesin her yerde türlü türlü fotoğrafını çekmek istiyorum. Başka yetiştirmemiz gereken işler olmasa (bir belgesel müziği ve biraz da albürt) fotoğraf çeke çeke uzun uzun yürümek istiyorum. Yeni oyuncak hevesi mi eski dost hevesi mi, onu zaman gösterecek sanırım.

Kompakt fujiyi aldığım, aynasız fujiyi de henüz geri vermediğim gece Can Levi geldi eve, vesileyle hem makinaları bendeki Nevo ışığı da denemiş olduk.

Fujifilm AV160 + Nevo + Işık kıran gözlük:





Fujifilm X-E4 + Nevo + Işık kıran gözlük:






Çift renk için Nevo ışıktan bir tane daha alsam mı diye düşünmüyor değilim. Ev içi DIY fotoğraf ortamları için aşırı mantıklı - ki Pitohui'yi çekerken de baya iyi sonuç verdi. Ama hele dur bakalım nilipek., hemen öyle gaza gelmek olmaz, az vakit geçir elindeki oyuncaklarınla da, duruma göre sonra bakarsın (zaten sen bakarken fiyatı üç katına çıkar, zira Tunç Fotoğrafçılık denemen için bir tane hediye ettiğinde fiyatı bunun üçte biriydi)



28 Kasım 2022 Pazartesi

Yanlış kaban, rus ruleti...

Gereksiz işler müdürü nilipek. herkese hayırlı günler diler...

En son Can Levi ile bit pazarına gittiğimizde kompakt dijital eski bir makina arıyordum aslında, ama tahmin edersiniz ki bit pazarından dijital makina biraz kumar, ben de kumar oynamayı severim lakin genelde kumarlarda bir 50 en fazla 100 tl sınırım var. Küçük kumarlar.

Küçük kumar oynayamayınca o işi rafa kaldırdım. Üzerinden aylar geçti. Ben fotoğraf meselesi üzerine biraz düşünmeye başladım. İşte, denemek için bir haftalığına bir kamera ödünç aldım, aşırı mutlu oldum, ama bir yandan analog kompaktlarımın rahatlığını da özlüyorum. Derken ne oldu, tabii ki her yoğun çalışmam gereken zamanda vuku bulan o malum olay: İkinci el sitelerine düşen nilipek ve saatlerce o an gündeminde olan x cismi araması.

50 liralık kumarımı oynadığım şu tatlı üvey çocuğuma bir bakın isterim: 

Zaten büyük beklentilerim yoktu, ama makinayı çözdükten sonra bir estetik yaratmak mümkün gibi. Kendisinin bol bol modu ama kurcalanabilir minimum ayarı var, ama ben de çözememiş olabilirim. Erenköy'den aldım yürüye yürüye bir yerlere kadar gelip minibüse bindim. Yolda da bunları çektim, aslında daha fazlasını çektim ama bunlar favorilerim.












Şimdi diyeceksiniz ki "e nilipek. bu fotoğraflar dandiik". Ya ne olacaktı elli liraya. Ama düşününce bu makinaya da dijitalin lomosu muamelesi yapmak mümkün. Bir de bu fotoğraflar aslında biraz da makinanın neyi nasıl çekebildiğini ve neyi çekemediğini anlayabilmek için. Örneğin şu fotoğraf beni epey şaşırttı, çünkü o karanlıkta öyle bir silüeti asla yakalayamayacağını düşünüyordum:


Makinede beyaz ayarı, iso, flaş, exposure, macro ve zamanlama ayarları var. Bir de ne çekeceğinize göre çeşitli modlar var, iç mekan partisi, dış mekan sporu falan gibi. Kendince birtakım değerleri var, siz pek karışamıyorsunuz:) ISO 3200'e kadar çıkıyor. Karanlık performansı gerçekten beklediğimden iyi, ama diyafram/enstantaneyi ayrıca ayarlayamıyor olmak işleri biraz zorlaştırıyor. Ama zaten o kompakt makinanın şanındandır be. Kodak KB10 yerine taşıyacağım bir şey istiyordum ve buldum sanki, üstelik bir filme 350 lira vermem gerekmiyor ve gerekirse flaşını kapatabiliyorum:((


26 Kasım 2022 Cumartesi

Into this house we're born, into this world we're thrown

Cuma akşamı Kolektif House Levent'te duo konser verdik. Hood Base'in üstlendiği ev temalı bir konser serisinin ilk konseri. Benden evden bir şeyler getirmemi istediler, ben de battaniyemi getirdim: Bugün annemle konuşunca anladım ki nesilden nesile aktarılan bir değerimizmiş battaniye. İşten, yoldan dönüp ayak üstüne battaniye atıp bir şeyler izlemek. Bu evcilliğe dışarıdan pis pis yemekler söylemek de dahil ama bir süre sağlıklıymış gibi yapacağım sanırım.

Konser saati 20:00'dı; erken konser pis yemekten sonra en sevdiğim şey. Bu bir ön kabul mü bilmiyorum, ama dışarıda dinlenmek için bence 23:00 müziği yapmıyorum. 18:00-22:00 arası için dışarı müziği, sonra işte akılsın eğlenceye mi akılıyor, ev partisi mi veriliyor, sanki ideali bu gibi. Konserler, konser izlemek ve müzik dinlemek üzerine çok düşünür oldum son zamanlarda, ne istediğim ve ne istemediğim üzerine de. İstekler tabii değişiyor değişmesine, yaptığımız müzik de oradan oraya savruluyor, tutarlı ve standart bir ürün sunmak yerine işi zorlaştırmak için elimizden geleni yapıyoruz. Aferin bize.

Söyleşiyle başladık, konserle devam ettik. Her şey mükemmeldi, en azından bizim için. Ses iyiydi, dinleyici iyiydi, mekan güzeldi, bir araya geldiğimiz insanlar güzeldi, alanda köpek sevmeyen yoktu... Bir tek Fıstık biraz rol çaldı, sanırım kendi solo projesine odaklanacak.

Genelde ortak dertler üzerine sorular soruyorum, sanırım en dertsiz kitleydi. İstanbul'un Avrupa'sına düşmüşüm meğer (oo tevriye mi oluyor hocam, ne oluyor bu). Çok az kişi aldatılmış, neredeyse kimsenin ev sahibiyle derdi yok, platonik sayısı çok az, belli ki herkes açık açık kendini ifade ediyor, reddedilmekten korkmuyor, işte Avrupa Birliği'nde bizi temsil edecek kitle diyebilir miyiz, belki de diyebiliriz. Binaları AB'ye sokma projesi, bina vatandaşlıkları. Bence fena fikir değil. 

23 Kasım 2022 Çarşamba

Uydurduğumuz oyunlarla


Merhaba Sevgili Blogcan,

Konuşmayalı çok çeşitli şeyler oldu. Bir sürü konser verdik, yüzde otuzu iyi geçti. Bu işte bir tırtlık var ama nerede derken Almanya turnesi yaptık ve tırtlığın en azından müziğimizde olmadığını anladık, iyi bir histi. Dışarıda pek bir şey iyi gitmiyor, içeride de kötü giden her şey öfke, iyi giden her şey suçluluk yaratıyor. Ama genel bir gitmeme hali söz konusu, ilginçtir ki. Hiçbir şey bir yere gitmiyor. Zaten Kasım-Aralık bu durma halinin ayları sanırım. Hayatta da bir ara verme olduğu için adı Aralık.


Sosyal medyada var olma zorunluluğundan, ilginç olma kaygısından, layklardan yorumlardan, son model telefonlardan çok yoruldum Blogcan. Fotoğraf çekmeyi özledim; analog fotoğrafçılık lüks gibi bir şey oldu, filmler kara borsaya düştü. Telefonumda ise her fotoğraftan en az beş tane var, küçük değişikliklerle. Anlamsız, yüzde seksenine bir daha bakmayacağım fotoğraflar. Bir ara yollarda video çekiyordum belki üzerine müzik yaparım diye. Üç senenin sonunda anladım ki yapmıyorum. Yapmak isteyip üşenmediğim başka şeyler önüne geçiyor, ve zaten o videolar telefonumun derinliklerinde kayboluyor, hafıza doluyor uyarısı gelene kadar da kendini hatırlatmıyor.


Dördüncü albüme girdik. Kendimi buna hazır hissediyor olmama bile şaşırıyorum. Demolar hazırladım, çala çala bakıyoruz, provaları kaydediyoruz, oralardan yeni bir şeyler çıkarıyoruz. Acelem yok bu sefer, diyorum ama acele etmeli miyim? Şarkılara heyecanlanıyorum. Albümün temasına heyecanlanıyorum. Birlikte üretmeye heyecanlanıyorum, kayıtlara heyecanlanıyorum, üzerine ekleneceklere heyecanlanıyorum. Kendi huyumu da biliyorum bir yandan, bir şey uzadıkça ondan sıkılma ihtimalim yükseliyor. Ama aydan aya, günden güne heveslerimin ne kadar dalgalandığının da farkındayım. Hayırlısı diyor geçiyorum. Çalış çalış nilipek çalış.




Bu sosyal medya darlanması, bu film ve banyo zamları, bu son model telefon delirmesi derken sonunda fotoğraf makinası almaya karar verdim. Dedim telefon telefon olarak kalsın ve ben doğru dürüst fotoğraf çekeyim. Aslında eski bir makinam vardı, yani daha doğrusu yıllarca kullandığım 450d bozulmuştu, biz de çok ucuza bir 550d almıştık. Ama artık her yere koca eosla gitmekten mi çekiniyordum, yoksa makina taşıma pratiğimi mi kaybetmiştim, ya da her seferinde bilgisayara atmak mı zulüm geliyordu bilmiyorum, makinayı kullandık ve kullanıyoruz ama bir olduramadık. 450d ile bel ağrısı yüzünden kesilen münasebetimiz 550d ile toparlayamadı.




Neyse, bir makinaya göz diktim ve sağ olsunlar birkaç günlüğüne denemem için verdiler. Özlemişim ya makina taşımayı ve insanların suratına objektif sokmayı.


Saçlarım kısa tam bir yıldır. Bu kadar kısa değildi başta, dayanamayıp daha da kısalttım. Neye benzediğimi artık kestiremiyorum. Saçlarım uzuyor. Uzasın, bir süre saçlarımdan sıkılmama sözü verdim kendime.


11 Mayıs 2021 Salı

İpnotek

Hypnotic School ile biri epey eski biri daha az eski iki şarkı yayınladık. Bir şeylerden kaytarma içgüdüm o kadar verimli ki ikisine de eski kamuya açık videolardan kolaj klip yaptım. Vesileyle yepyeni bir hobim var?

Bu çok eski olan; Time for a Move (kayıt yılı 2012 falan olabilir, galiba yaptığımız ikinci şarkıydı):


Bu da daha az eski olan; Cycles. 2019'da kaydettik ama yayınlamamız 2021'i buldu. En sevdiğim şey, sünsün de sünsün.


Az önce bir tane de Arnuk için yaptım, ama onun yayınlanmasına daha var. Bir şeyler yapmanın ve insanlarla paylaşmanın, insanların tepkilerinden yarı bağımsız olarak beni ne kadar heyecanlandırdığı üzerine düşündüm. Geçen gün de instagram'da eskiden ne kadar çok eğlendiğimi düşünmüştüm. Kaytarma içgüdümün verimsiz olduğu zamanlarda böyle şeyler düşünüyorum, verimli olduğu zamanlarda da işte başka bir şeyler yapıyorum. Kaytarma içgüdümün hiç olmadığı bir gün belki tez bile yazarım.

27 Ocak 2021 Çarşamba

Dehidrasyon


Nice zaman sonra film banyolatmamın şerefine, Eminönü'nde çekilen bir film bitirme fotoğrafıyla başlıyorum.


  .     
  • Selam bloğ, nasılsın, iyisin umuyorum? Ben iyiyim.
.   
  • Müthiş hızlı kararlarla önce doktorayı bırakıp sonra geri dönüp sıfırdan başladım. Keyfim yerinde, ama kimseye önermem. Dün tez izleme bitince rahatlarım diye düşünüyordum, ama tez izleme çok iyi geçince "ulan bu işi sürdürebilecek miyim, çok iyi olacak mı, ya olmazsa, ya yapamazsam" diye yepyeni kaygılara sahip oldum. İşin iyi (ve aslında kötü) tarafı; o kadar çok zaman öldürdüm ki "ay doktora yapayım mı", "yok yok yapmayayım", "hocam ne dersiniz", "aa hoca gitmiş" derken, sonunda tezi yazabilmem için en fazla 2 sene gibi bir süre kaldı. Yani iki senede bitti bitti. Uzatma şansım yok. Harika bir şey bu.
















  • Bir ara "kimsenin sevmediği şarkılarım" konseri vereyim bence. Bu üstteki fotoğraf da afişi olsun.
  • O oldu bu oldu, şunla tanıştım, bunla tanıştım, ama hiçbirinin sonucu çıkmadı daha. Oyunlar Holding'i bekliyorum heyecanla. Bir de Eylül'e performans videoları çektik Berkay'la, bakalım nasıl olacak.

  • Ama tabii unuttuğum şey, aslında hep über güncel şeylerden bahsetmek zorunda değilim. İş Sanat'ta şöyle bir online konser vermiştik, çok yakışıklıydık, epey de güzel konserdi:


  • Aa e tabii bir de şu var, onu da buralara koymamışım ne saçma. Günebakan'a klip çektik. İlk büyük prodüksiyon, ama yine tabii kendi çapımızda büyük prodüksiyon. İyi bir ekiple, iyi bir yönetmenle, çekim dediğimiz meğer düğün gibi bir şeymiş:



  • E başlamışken şunu da unutmayayım, Koff Animation ile çok güzel bir işbirliği yaptıktı, oyunlu videolu, o da burada:


  • Başta da dediğim gibi, uzun zaman sonra film banyo ettirdim. Öncesinde toplantı vardı, az şık giyineyim dedim, yağmurda sıçan gibi oldum, şıklık yakışıklılık gibi değerlerimiz çok hızlı tükendi. Sonra filmden sıcak, güneşli günlerin fotoğrafları çıktı. Bu da böyle bir zaman. O kadar çıkmıyoruz ki filmler anca doluyor.







29 Aralık 2020 Salı

Fıstık ezmesi

Anneannemlerdeki fıstık ezmesi kavanozunu ve tadını hiç sevemediğimi hatırlıyorum. Sonra da üniversitede sırf ucuz bir sürülebilir malzeme diye alıp, yine bir süre sevemeyip, sonra bağımlısı olduğumu. Bir de tabii tuzlu kavrulmuş fıstık var, Hollanda'da kilosunu 50 sente alıp tez sabahlamalarında fıt fıt fıt yediğim. Metabolizma değişik bir şey, şimdi yapsam anında 3 kilo alırım. Yapmadım, yine de aldım.

Konumuz olan yer fıstığı aslında bu kız. Yazdıklarımın konuyla bir alakası yok.

Fıstık kız evimize geleli 5 ay oldu tam. Zaten müthiş rutine oturtabildiğimiz bir hayatımız yoktu pandemi öncesinde de, ama eve kapanınca bir zaman göletinde yüzmeye başlamıştık. Bir köpekle yaşayabilir miyiz, bir köpeğin ihtiyaçlarını karşılayabilir miyiz, heyvan mutlu olur mu falan derken sonunda kendi aramızda kararımızı verdik, karşımıza da bu kızçe çıktı. Yer fıstığına benzediği için de adı Fıstık oldu.


İlgi arsızı, ve bazen dilini dışarıda unutuyor. Bazen koltukta değil de masada çalışıyorsam gelip zorla beni koltuğa alıyor, sırtını bacağıma dayayıp uyuyor. Uyurken kafasını koltuktan aşağı sarkıtmayı, bir de bileğini bükmeyi çok seviyor. Gitarlarımı yalıyor, çıkan ses hoşuna gidiyor. Eskiden oyuncaklarını da gitarlarıma atıyordu, sanırım onları da ona karşılık verebilecek bir canlı sanıyordu, bilmiyorum. Yemek saatlerini saate bakmış gibi bilip etrafımızda dönmeye başlıyor. Arka camdan görünen apartmana girene çıkana aşırı sinirleniyor, çünkü nasıl olur, nasıl girip çıkarlar o apartmana. Oyuncaklarının adını biliyor. İstediği şeyleri anlatmak için kafasını yana eğmek gibi bir yöntemi var, liste gibi sayıyorsunuz, istediği şeyi duyunca kafasını yana eğiyor. Pati vermeyi öğrendikten sonra her bir şey istediğinde havalara pati vermeye başladı. Herkes bir arada olsun istiyor, ayrı odalarda olmamız hoşuna gitmiyor.

Herkes onu sevsin istiyor. Herkesin yanına giderken ne kadar iddiasız, ne kadar tehdit unsuru olmaktan uzak olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. O yüzden pek de ciddiye almıyor bunu diğer köpekler. Bir keresinde eve başka bir köpek daha geldi, çocuk gibi mutlu olup bütün oyuncaklarını ona getirdi. Boris ona havladı, Fıstık da çok üzülüp küstü.


Biz mi Fıstık kızı tüm ezikliklerimizle kendimize benzettik, yoksa bu kız zaten böyleydi de biz mi ona yakınsadık, ya da bunların hepsi saçma tespitler mi bilmiyorum. Sonuçta düşününce ben uyanınca dilimi dışarıda unutmuyorum, demek ki o kadar da değil.