7 Eylül 2017 Perşembe

-

Hiçbir şey yazmak istemiyorum, ama en azından bundan sonrası için -belki- bir başlangıç olur.

Lubitel 2 (Lady Grey 400, bayat):







Mamiya MSX 500 (Lomography Color 400):












Mamiya MSX 500 (Ektar 100):





















27 Şubat 2017 Pazartesi

Anarşi Kebap




Bu haftasonunu nasıl kelimelere dökebilirim acaba?

Bir süre önce Antep'ten Bitter NOA adlı bir öğrenci topluluğu/şirketi bizimle iletişime geçti; bir etkinlik düzenlemek istiyorlardı, bu etkinlikte çalıp söylesek olur muydu? Olurdu tabii ki, zaten İstanbul'un uzağında konser vermek için çabalıyorduk, adeta ilaç gibi gelmişti. Üzerine bir de grubumuzun Adanalısı Ozan 'Ya Antep'e gitmişken Adana'ya da geçsek, Nöbetçi Kütüphane'ye bir uğrasak mı?' deyince olay minik bir turneye dönüştü. Geçtiğimiz sene Nisan ayında verdiğimiz Nöbetçi Kütüphane konseri zaten mükemmelliğiyle zihinlerimizde yer etmişti, acaba bu mükemmelliğin bir tekrarı yaşanacak mıydı? Antep izleyicisi nasıldı, konser nelere gebeydi?

Bir yandan da zaten evden ve stüdyodan çok sık çıkan insanlar olmadığımız için İstanbul dışına çıkmak ayrı bir heyecan yarattı. Göreceklerimizi, soluyacağımız tertemiz havayı, yiyeceğimiz aşırı lezzetli şeyleri, yiyeceğimiz aşırı lezzetli şeyleri ve sonra tabii ki yiyeceğimiz aşırı lezzetli şeyleri düşündük. Bu konuda yalan söyleyemeyeceğim, ben yalan söylesem haftasonundan elimizde kalan fotoğraflarımız gerçekleri açığa çıkarır.

Üstelik Can Güngör ile birlikte çıkacaktık bu mini turneye, Can Levi de durmuş muydu, hayır durmamıştı, yapıştırmıştı cevabı. Böylece 7 kişilik dev kadromuzla yola çıktık.



Cumartesi öğleden sonra dört civarı Antep'e vardık, hızlıca mekana gittik, soundcheck sonrası hızlıca kendimizi küşlemeye vurup, salatadan ete lezzetten kafayı yiyip, süslenip püslenip konsere geldik.




-Şimdi, konserden önce Bitter NOA'dan biraz bahsedeyim, zira bence çok güzel bir oluşum, özellikle üniversite öğrencilerinin inisiyatif aldığını düşününce. Bu ekip, tamamen üniversite öğrencilerinden oluşuyor ve öğrenciler ile profesyonel şirketler arasında bir bağ oluşturuyor, bir yandan da eğitim ve etkinlikler düzenleyerek Gaziantep'teki üniversite öğrencilerine farklı bir ortam sağlıyor. Ayrıntılı bilgi için buraya tıklanabilu.-




Nitekim konser beklemediğimiz kadar kalabalıktı, giriş çeşitli illüstrasyonlarla süslenmişti, herkesin yüzü gülüyordu. Mis gibi konserimizden sonra kendimizi tatlılara, kadayıflara adadık, tatlıcı ustamızdan sabah katmer sözünü alıp, üzerimize çöken ağırlığa yenilerek otele çekildik.



Berkay ile daha uçağa binmeden birbirimizi gaza getiriyorduk konser ertesi erken kalkıp şehri gezmeyle ilgili, artık nasıl gaza getirdiysek bilinçaltımıza işlemiş olsa gerek: 8.30da lobide buluşup Antep Kalesi yanından Bakırcılar Çarşısı'na yürümek için yola çıktık. Pazar sabahı olması sebebiyle etraf boştu; daha doğrusu biz etrafı boş zannediyorduk. Meğer herkes buradaymış.


a wild kebab appears

Biz sahil şehirlerinin süt çocuklarına bu manzara çok tuhaf geldi tabii ki, ama çok açtık ve damağımıza düşkündük, turist olduğumuzu fazlasıyla çaktırarak hemen kendimizi kebaba adadık. Çok iyiydi.



Sonra vurduk kendimizi yollara, kalenin oradan geçtik, bir hana oturup menengiç kahvemizi içtik, derken Can geldi, aldık başımızı bütün dükkanları kapalı olan Bakırcılar Çarşısı'na gittik. Artık katmer zamanı yaklaşıyordu, yolda Ozan'a da rastlayıp otele geri döndük.









Katmeri hunharca tüketir tüketmez Adana'ya doğru yola çıktık. Bu seferki konser Nöbetçi Kütüphane'nin yeni şubelerinden birindeydi; geçtiğimiz sene bu şubelerden brini yapım aşamasındayken görmüş ve çok etkilenmiştik. Nöbetçi Kütüphane zaten bizi hep çok etkiledi.

-Şimdi, bu konserden önce de biraz Nöbetçi Kütüphane'den bahsetmek isterim. Nöbetçi Kütüphane Adana'daki gençler, öğrenciler, akşamlarını bir kitaplar arasında okuyarak, çalışarak geçirmek isteyenler için alan sağlayan sosyal bir girişim. Zaman zaman etkinlikler de düzenliyorlar. Ayrıntılı bilgi için buraya tıklanabilu.-

Ve yine mükemmel geçti; sanırım daha iyi geçemezdi. Ağzına kadar kalabalık, ve çıt çıkmıyor bu kalabalıktan. Muhabbet ede ede, güle eğlene çaldık söyledik, sahneyi Can Güngör'e bıraktık. 




Ve birkaç şarkı geçmeden elektrikler kesildi. Bu noktadan sonrasını, ne kadar özel bir zaman dilimi yaşandığını sanırım anlatamam. Sessizliği, kütüphaneyi aydınlatan telefon flaşlarını, şarkılara eşliği, Can'ın ayağa kalkıp tamamen akustik çalıp söylemesini sanırım tarif etmek zaten mümkün değil.


'Badireler' konulu konserin geri kalanında tepeden aniden lamba düşer gibi yaptı, sonra elektrikler geldi, bir şarkı sonra Can'ın gitarının teli koptu. Ama konser sağ salim, yürekte sıcak duygularla atlatıldı.



Uçağımız hemen o geceydi, o yüzden hızlı hareket etmek zorundaydık; haliyle apar topar Nöbetçi Kütüphane'den çıkıp ŞIRDAN YEMEYE GİTTİK, ÇÜNKÜ ADANA'DA KONSER BUNU GEREKTİRİRDİ. Bir grup insan nasıl insanlıktan çıkıp yedikleriyle bir bütün haline gelir, bunu gösteren fotoğraflar var ama onları paylaşmayacağım. Onun yerine şu mutluluk var:



Sonuç: müthiş haftasonu, müthiş konserler.

26 Ocak 2017 Perşembe

3 yıl geçti ve ay şuram hala ağrıyor

Büyük Ev Ablukada geçtiğimiz günlerde 2013'te ÇAK'ta verdiği konserlerden birinin kaydını yayınladı, albüm olarak. Kime ne ifade ediyor, kaç kişi dinledi, 'ay akustik daha güzel', 'yok Fırtınayt iyi' gibi konuları bir tarafa alıp, paketleyip kaldırıyorum. Bu konserin benim için bütün bu mevzudan başka bir önemi var, daha doğrusu hayatımın başka bir yerinde başka bir şey simgeliyor.

Ben de buraya bunu yazmaya geldim.

Sanırım 2010 olsa gerek, maillerin sonlarına 'kek gibi kararlı olsan'lar, muhabbetlerin içine 'lilililer' girmeye başlamıştı. Üniversiteden sonra döndüğüm İzmir'deki odamda pazar günü Krek'ten canlı yayınlanan konserlerlerini izlediğimi hatırlıyorum. Hatta Almanya'da kıraathaneden yayınlarını. Sonraki yıllarda beni, çevremdeki -hemen hemen- herkesi nasıl sarıp sarmaladığını, bir türlü gidemediğim konserlerini. Ve aslen Hollanda'da her yalnız hissettiğimde bir şekilde o şarkıları dost belleyişimi. İnsanın şarkılara yükledikleri anlamlar ne acayip, ve ne ayrı.

2013'te artık İstanbul'daydım, Ozan ile birlikte şarkılara çalışmaya başlamıştık, hatta ilk akustik konserimizi vermiştik. Ben bir yandan Mabel Matiz'de ve 7 Pink Floydlar'da geri vokal yapıyor, bir yandan Emir Bey ile söylüyordum. O sene biz -nihayet- ÇAK'ta bir BEA konserine gidebilmiştik Ali'yle. Hatta birkaç gün sonrasında -utanmıyorum- Eminönü'nde Cembir'i görüp durdurmuş, 'konser çok iyiydi, çok iyisiniz' demiş, fanlığın dibine vurmuştum.

Ha işte bizim gittiğimiz, bu yayınlanan konser, ya da ertesi günkü, bir gün önceki konser falandı.

Peki o konser ve o konserin kayıtları neden önemli benim için?

Çünkü 3 yılda kervan yükü olay oldu, ve ben bu kadar olay olduğunu, bu kadar çok şeyin aslında kısa sayılabilecek bir sürede değiştiğini böyle şeyler olmadan fark edemiyorum. Ama çok dağılmamak için yine BEA üzerinden anlatacağım bazı şeyleri.

Bir sene sonra 2014'te biz ilk konserimizi verdik Dunia'da, Asena menajerim olmayı teklif etti, ve bir şekilde Külah'taki konserler başladı. Asena o insanları tanıyordu, konserleri izliyorduk, oraya gidip geliyorduk, ben hala hayran hayran etrafımı izliyor, utangaç bir insan olduğumdan kelli, aman kimseyi rahatsız etmeyeyim derdiyle ufak tefek selamlaşmalar dışında diyalog kuramıyordum.

Sonra bir gün İzmir'deyken canavar'dan bir mail geldi, yine 'merhabayın' ile başlayan, ben BEA maillerinden biri zannederken aslında şu olayla ilgili bir mail olduğunu fark ettim, elim ayağım aklım ruhum her şeyim birbirine girdi. Hep beraber, herkes tek başına sahne almış oldu, sanırım hayatımın en tatlı günlerinden biriydi müzik adına.

Bu arada çevreler, arkadaşlar ufak ufak değişiyor, iyili kötülü müzikler hayata girip çıkıyordu. 2015 başında albüm kaydına girdik, 2015 sonunda yayınladık. O 2013'teki konserde de olan, ama o zamanlar varlığından bile haberdar olmadığım biri, cd, plak falan dağıtacağız derken en yakın arkadaşlarımdan biri oldu 2016'da.

Bu anlattıklarım hiç kimseye bir şey ifade etmiyor olabilir, ama bana çok şey ifade ediyor, ve ifade ettiklerini hatırlamam lazım. Hatırlamam lazım ki durduğum yerde ne kadar şanslı olduğumun ve 3 yıl önce söyleseler inanmayacağımın farkında olayım. BEA'nın yayınladığı albümün simgelediklerinde sadece BEA yok, bir sürü başka müzisyen, arkadaş, hayata dair minik küçük değişiklikler var, ve 2013'teki konserin yayınlandığını gördüğüm anda hepsi saldırdı kafama.

Akıncı hatıralar.

Olanları yazmıyorum, neden bilmiyorum. Halbuki yazmam lazım ki 3 yıl sonra yine hatıralarıma dönebileyim.




6 Haziran 2016 Pazartesi

İçinden çıkılamayan şarkılar, içine girilemeyen şarkılar

Hepsi insan hayatında mevcut. Ama yine konu o değil.

Geçtiğimiz hafta Chill-out Festival'da sahnecilik ve kulisçilik oynadık, ki sahneye çıktığımız saat sebebiyle kulisçilik sahnecilikten daha uzun süre tutuyor. Peki mutsuz muyduk? Hayır, çünkü yaşasın kendini selebriti hissetmek.

Yaşasın H&M, yaşasın dev selebriti şapkası, yaşasın Tufan

Soundcheckte yaşadığımız 'ay dur şurası biraz esiyor mu ne' bunalımından sonra, sahne saatimiz geldiğinde sahnenin gölge olmasına iyice bir sevindik. Sevinince o kadar kontrolden çıktık ki Can her kuliste amuda kalkma geleneğini başlattı.

Neden?


Sakin sakin konserimizi verdik, çimlere yayılan güzel insanlara selam ettik, ve tabii ki kendimizi önce kulisin alkollü ve muhabbetli ortamına, sonra da çimlere, sahnelere verdik. Her ne kadar diğer iki sahnede son derece neşeli ve danslı müzikler çalsa da, yaptığımız müzik itibariyle ana sahnede çalan yavaş ve depresif müziklere odaklandık daha çok. Çünkü müzik müziğin kurdudur. Karnımız ruhumuz deşilsin de iyice mutsuz müzikler yapalım, hep beraber bir baygın memnuniyetsizlik içinde uyuyalım. 

Gayet mantıklı.


O şapkayı elbet Can da takacaktı, selebriti hissetme fırsatını kaçırmasına izin veremezdim...


Nasıl oldu, nereden aklımıza geldi bilmiyorum, ama bir anda çıkan bir fikirle, ve Can'ın 'şu an yapabileceğimiz daha iyi bir şey yok bence' demesiyle kendimizi Watsons standında saçlarımıza boya sıkarken bulduk. Sonuç kafası kanıyor gibi gözüken bir Ozan, saçının bir ucu pembe bir Nilipek ve aşağıdaki gibi bir Can oldu.

İtiraf: Şu fotoyu o kadar çok seviyorum ki sırf bi yerlere koyabilmek için blog yazdım lan, iyi mi?

'Festival gibisin, katılmak istiyorum...'


Bu arada Berat ve Sinan'ın bir şekilde cesaret edip Temples üyeleriyle iletişim kurması, benim de nedense onların üzerinden atlayarak 'SİNAN DA ŞARKI SÖYLÜYOR ASLINDA GRUPLARI VAR' diye reklam yapmaya çalışmam (sanırım biraz da susayım diye) aşağıdaki şapşal fan fotosuyla sonuçlandı:

 Hey gidi Britlik, hey gidi topraklarımızda nadiren kendini gösterebilen rakstarlık...

 Bu da aynı rakstarlığın sahnedeki hali. 



Geceyi kulisin önünde, dar alanda kısa halaylar çekerek bitirdiğimiz için mutluyum sanırım. Çünkü Festival Chill-out da olsa, halay halaydır.







25 Şubat 2016 Perşembe

Marttı nisandı



(Gereksiz bilgi: bu sefer şu çizdiğimin benim için çok önemi var.)