9 Mayıs 2011 Pazartesi

Braiiiiins...

Doğru zamanda çalan doğru Radiohead şarkısı, doğru zamanda çalan doğru the Doors şarkısı kadar neşe vermese de candır, canandır. Bundan bağımsız olarak Taşoda'da konser vermek gelenektir, görenektir. Biz de geleneklerine bağlı bir grup olarak, elbette cumartesi günümüzü Taşoda'da geçirdik.

Bizim fotoğrafımız yok sanırım. Ben de makinam yanımda olduğu halde müthüş bir üşengeçlik örneği göstererek pek grup fotoğrafı çekmeye yanaşmadım. Onun yerine BUFOK etkinliği kapsamında yaratılan zombilerin yürüyüşünü çektim.


Herkes Kırmızı
(benim şahsen sevdiğim bir grup, siz de bir bakın, bağıra bağıra eşlik edin) pek iyiydi sahnede, biz biraz coşumcu bir haldeydik, umarım oynak seyirci olarak kendilerini sinir etmemişizdir. Bir de HLP vardı ki geçen sene izleyememiştik, bu seneye nasipmiş. Haluk Levent şarkıları eşliğinde bir sağa bir sola sallananlar olsun, sahneye çıkan genç ve güzel hanımefendiler olsun, saçı olanların (bkz. Deniz, ben...) headbang çabaları olsun, peghoş bir konser oldu. Yalnız headbang kondüsyon işiymiş, ve ben headbang yaparken denge kuramıyormuşum, bunu gördüm.

Bir de sahnede acaip acaip işler döndü...

4 Mayıs 2011 Çarşamba

"Yağmur topluyor bak, ondan bastı hava"

Evet, filmleri çabuk tüketemiyorum ve dolabı her açtığımızda fololeyt efektiyle mutlaka birkaç film kendini yere atıyor, ama farklı makinalarda 3 film bitirmeyi ve banyo ettirmeyi başarabildim!

Mesela Meneviş Hanım'ın Holga'sı var bir adet, fotoğraflar babamın doğumgününden:


Sonra canımız ciğerimiz Cmenamız var, fotoğraflar çeşitli yer ve zamanlardan:


Bu arada Cmena arada kapıgözü ile bir araya gelip fisheye taklidi yapabiliyor:


Yashica iyidir, cross processe de doyduk, peghoş yeşil yeşil fotoğraflarımız oldu:


Bir de, bazen odanızda nereden geldiğini, ne zamandan kaldığını bilmediğiniz bir film buluyorsunuz, ondan da 6-7 sene öncesinden fotoğraflar çıkıyor:

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Murphy naber?

  • Normalde yapmak istediğim çok şey olur, hiçbirinin bilgisayarla ilgisi yoktur, bilgisayar açılır ve hepsi yok olur. Bütün planlarım bilgisayarda yapılacak şeyler üzerineyken bilgisayarın şarj aletinin bozulması ise düpedüz Murphy kardeşimizin kanunudur.
  • Ezel seyreden bir insanım. İki bölümdür Tefo ölecek diye seyretmiyorum. "Aaa meğer ölmüyomuş, oyun oynamış, hay bin ters köşe" derken aşağı inip Tefo'nun ölüm sahnesini izledim. Bravo bana. Bi daha da izlemem.
  • O değil de Lemur olarak Peyote'nin alt katında mütevazı bir konser verdik, çok güzel oldu, çok da iyi oldu. "Durak" adlı yeni şarkıyı da ilk defa çalmış olduk, ama tabii dinleyenlerin çoğu bizi tanımadığı için (bilerek gelen sevgi dolu azınlığı bunun dışında tutuyorum) bu insanlara pek bir şey ifade etmedi. Zaten genelde hep ilk defa dinlendiğimiz için hiçbir şey ifade edemiyoruz, neyse ki konser iyiydi, güzeldi. Umut Töre Bandosu da pek hoş idi. Konsere dair görüntü yok, ama konser öncesine dair bir takım video kayıtları var, uygun kabloyu bulur bulmaz bu görüntülerle rahatsızlık yaratacağımdır.

  • Ha bir de Özgür kardeşimiz nefis bir stüdyo yapmış, cuma günü bir takım kayıtlar yapmak üzere orayı işgal ettik. Ne çıkar bilinmez, ama resmen özendim ulan.
  • Ali Bey ile Güney Kampüs'e inerken karşımıza şöyle bir manzaray çıktı, ne acaip iş:
  • Eminönü'nden samuray/ninja (ikisi arasındaki farkı bilsem de kılıçları arasındaki farkı kestiremiyorum) kılıcı görüntüsünde şemsiye aldım. Gerek Eminönü'nde, gerek Taksim'de, gerekse havaalanında yaptığım primin haddi hesabı yok. Gerçi uçağa almadılar şemsiyemi ama olsun, en az 17 kişiyi güldürdüm.
  • Bu ay her haftasonu İstanbul'dayım sanki.
  • Lemur konserini kaçırmış olanlar, "Allahım, nasıl olur? Ben Lemur'suz yaşayamam!" diyenler için geliyor: Şimdi banaaa kaybolan yıllarımı verseler...
  • Şaka şaka. 7 Mayıs'ta Taşoda'da, 19 Mayıs'ta Bahçeşehir Üniversitesi'nde, 25 Mayıs'ta ise Dogzstar'dayız. Bunun dışında 13 Mayıs'ta 7 Pink Floydlar ve 2 Prenses Hayal Bistro'da, 12 Mayıs'ta ise Emir Yargın'ın albüm lansman konseri var Ghetto'da. Hepsine olmasa da bir kısmına gelin ki bence.

23 Nisan 2011 Cumartesi

Kimler var rüyanda?



Aslında bütün gün şunun hayaliyle çalıştık...

Can Bey ile en son 4 sene önce bir gazla "aslında beraber müzik yapsak ya?!" demiş, ve fakat ikimiz de ölesiye üşengeç insanlar olduğumuzdan bir araya gelememiş ve hiçbir şey yapamamıştık. Nasıl oldu bilemiyoruz, ama aniden (sanırım Babajim'de karşılaştıktan sonra) aynı gaz tekrar vücut buldu, "yahu biz niye hala müzik yapmıyoruz ki?" sorusu klavyelerde yankılandı...

Ne çalacağımıza ya da neyi kaydedeceğimize dair hiçbir şey düşünemeden bir araya geldik. Basslar, gitarlar, klavyeler, Afrika ritm aletleri, ay dur şuna bir söz yazsak derken, havada yemek kokusu eşliğinde, yaklaşık 6 saatte ortaya şu şekil bir şeyler çıktı:

Kimler var ruyanda benden baska by aysegulnazcan


"Mere exposure effect" sağolsun, şarkıyı o kadar çok dinledik ki artık sevmememiz imkansız. Ama pek eğlenceli oldu yapmak. Basslar, sözler ve vokaller benim, geri kalan her şey Can Bey'in. Sözleri de pek kolay, aynen şöyle:

Elele gezmek var aslında,
Ama sen hep başka rüyalarda

Kimler var rüyanda benden başka?
N'apıyorsun onlarla?

Ayrıca webcam mikrofonuyla vokal kaydı yaptığımız için tüm müzik dünyasından özür diliyor, ortaya çıkan her şey için de şu adama teşekkür ediyorum:

17 Nisan 2011 Pazar

Dogzstar'ı neden seviyoruz?



Aslında sadece Dogzstar değil de, ünsüz grupları destekleyen her türlü mekanla ilgili. Ve hatta bizzat "ünsüz gruplar kültürü" ile ilgili.

Çünkü, bir konser vereceğiniz zaman fotoğrafın üzerine isminizi yazıp, bunu poster olarak sunmaya vicdanınız el vermiyor. Bir şekilde bir şeyler üretmeye, görsel bir şeyler yaratmaya yahut yaratılmasına neden olmaya yöneltiliyorsunuz. Tamam, bu afişler belki bütün Beyoğlu'nu süslemiyor, ama koca puntolarla yazılmış grup isimleri yerine grubu gerçekten anlatan bir şeyler çıkıyor ortaya.

Ha, bu bizim grubu gerçekten anlatır mı, çok mu üsper bir afiş yaptım o tartışılır, zaten afişin orjinalini konsere (25 Mayıs) yaklaşınca hatırlatma amaçlı yayınlarım. Ama böyle şeyler bence müzisyenleri daha çok gaza getiriyor -olmalı. En azından beni -ve tahminen bizi- gaza getiriyor.



Ve evet, tekrar lafı geçer tabii, ama 27 Nisan'da Peyote'de, 25 Mayıs'ta Dogzstar'dayız...

12 Nisan 2011 Salı

Very good advice



İşte bizim de işimiz bu:



(Çocuklar kendi meteoroloji istasyonlarını gerçekten kurup, her gün gerçekten hava durumuna dair rapor tuttular, tahminlerde bulundular. Bu video, velilerle yapılacak olan etkinliğin başında gösterildi, "Oobleck gezegeni"nden dünyamıza gelen paketin haberinden sonra "bilimadamlarımız" ellerinde "non newtonian fluid"ler ile çıkageldiler. Sonra anne-baba-çocuk, hep beraber sıvının özelliklerin inceledi, geldiği gezegene gitmek için birer uzay gemisi tasarladı...)

(Bu da, üzerine tıklayınca daha büyük ve net göreceğiniz, bir dinozor müzesi. Yine çocuklar tarafından oluşturuldu, yazı yazmadılar belki, ama onlar söyledi biz yazdık. Bir de yine onların sözlerini yazdıkları, benim -naçizane- bestesini yaptığım bir şarkı var ki o da aşağıda yer almakta):

10 Nisan 2011 Pazar

Güneşli günler dileriz


Aslında biraz babam kendi doğumgünü hediyesini kendi yapmış gibi oldu bu yarışları düzenleyerek. Bu sefer motorsuz taşıtlar üzerinde liseli gençler vardı, dağ bisikleti pisti ise Mavişehir'de, Ege Park'ın karşısında haftalardır üzerinde çalışılan Karşıyaka Bisiklet Merkezi'ydi.

Yarış boyunca grup grup liseli, üçer tur atıp yere yığıldı, yerlerine takımlarından yenileri geçti. Sporla hiç alakası olmayan bir insan olan ben ise sadece onları izleyip "vay anasını" dedim, ne diyeyim. Bir de, tabii ki tabii ki, fotoğraf çektim. Ve madem fotoğraf çektim, o zaman sizi fotoğrafa boğmak boynumun borcu değil de ne? Buyrunuz:


Bu da aldıkları ödülün fotoğrafını çeken bir amca:

6 Nisan 2011 Çarşamba

Bir takım unutulan olaylar, ya da kurutulan çiçekler ya da bir damla hebelehöt

Yazacak yahut paylaşacak bir şey bulamayınca sevgili blog boynu bükük kalıyor. Yazacak bir şey bulduğunuzda blogger kapatılıyor. Siz blogger'a erişebildiğinizde ise hevesiniz kaçmış oluyor. İşte koskoca Mart ayında sadece 3 adet yazı bulunmasının nedeni budur sayın seyirciler.

O zaman bir süredir klasörlerimizde uyuklamakta olan bir takım fotoğraflar gün yüzüne çıksın da gönüller şenlensin.

Bir kısım eş ve dost:
Eş ve dost bonus:

"Allam nolur annemi, abimi ve Sakareller'i koru, amin"

Amerikan futbolu ne acaip spor:

Birkaç hafta önce "Mesleğime Dokunma" eylemine katıldık, mesleğimizi savunduk. Biraz "butik" bir eylem oldu, çok katılımcı yoktu, ama en azından bir şeyler yaptık, orada bulunan, yanımızdan geçen birkaç kişi "ne diyor bunlar" dediyse o bile bir şeydir sonuçta.
Dipnot: Tabii ki Taksim'de yapılan ÖSYM karşıtı eylemden sonra, şu fotoğraflar oldukça anlamsız kalıyor, ama olsun: