11 Mayıs 2021 Salı

İpnotek

Hypnotic School ile biri epey eski biri daha az eski iki şarkı yayınladık. Bir şeylerden kaytarma içgüdüm o kadar verimli ki ikisine de eski kamuya açık videolardan kolaj klip yaptım. Vesileyle yepyeni bir hobim var?

Bu çok eski olan; Time for a Move (kayıt yılı 2012 falan olabilir, galiba yaptığımız ikinci şarkıydı):


Bu da daha az eski olan; Cycles. 2019'da kaydettik ama yayınlamamız 2021'i buldu. En sevdiğim şey, sünsün de sünsün.


Az önce bir tane de Arnuk için yaptım, ama onun yayınlanmasına daha var. Bir şeyler yapmanın ve insanlarla paylaşmanın, insanların tepkilerinden yarı bağımsız olarak beni ne kadar heyecanlandırdığı üzerine düşündüm. Geçen gün de instagram'da eskiden ne kadar çok eğlendiğimi düşünmüştüm. Kaytarma içgüdümün verimsiz olduğu zamanlarda böyle şeyler düşünüyorum, verimli olduğu zamanlarda da işte başka bir şeyler yapıyorum. Kaytarma içgüdümün hiç olmadığı bir gün belki tez bile yazarım.

27 Ocak 2021 Çarşamba

Dehidrasyon


Nice zaman sonra film banyolatmamın şerefine, Eminönü'nde çekilen bir film bitirme fotoğrafıyla başlıyorum.


  .     
  • Selam bloğ, nasılsın, iyisin umuyorum? Ben iyiyim.
.   
  • Müthiş hızlı kararlarla önce doktorayı bırakıp sonra geri dönüp sıfırdan başladım. Keyfim yerinde, ama kimseye önermem. Dün tez izleme bitince rahatlarım diye düşünüyordum, ama tez izleme çok iyi geçince "ulan bu işi sürdürebilecek miyim, çok iyi olacak mı, ya olmazsa, ya yapamazsam" diye yepyeni kaygılara sahip oldum. İşin iyi (ve aslında kötü) tarafı; o kadar çok zaman öldürdüm ki "ay doktora yapayım mı", "yok yok yapmayayım", "hocam ne dersiniz", "aa hoca gitmiş" derken, sonunda tezi yazabilmem için en fazla 2 sene gibi bir süre kaldı. Yani iki senede bitti bitti. Uzatma şansım yok. Harika bir şey bu.
















  • Bir ara "kimsenin sevmediği şarkılarım" konseri vereyim bence. Bu üstteki fotoğraf da afişi olsun.
  • O oldu bu oldu, şunla tanıştım, bunla tanıştım, ama hiçbirinin sonucu çıkmadı daha. Oyunlar Holding'i bekliyorum heyecanla. Bir de Eylül'e performans videoları çektik Berkay'la, bakalım nasıl olacak.

  • Ama tabii unuttuğum şey, aslında hep über güncel şeylerden bahsetmek zorunda değilim. İş Sanat'ta şöyle bir online konser vermiştik, çok yakışıklıydık, epey de güzel konserdi:


  • Aa e tabii bir de şu var, onu da buralara koymamışım ne saçma. Günebakan'a klip çektik. İlk büyük prodüksiyon, ama yine tabii kendi çapımızda büyük prodüksiyon. İyi bir ekiple, iyi bir yönetmenle, çekim dediğimiz meğer düğün gibi bir şeymiş:



  • E başlamışken şunu da unutmayayım, Koff Animation ile çok güzel bir işbirliği yaptıktı, oyunlu videolu, o da burada:


  • Başta da dediğim gibi, uzun zaman sonra film banyo ettirdim. Öncesinde toplantı vardı, az şık giyineyim dedim, yağmurda sıçan gibi oldum, şıklık yakışıklılık gibi değerlerimiz çok hızlı tükendi. Sonra filmden sıcak, güneşli günlerin fotoğrafları çıktı. Bu da böyle bir zaman. O kadar çıkmıyoruz ki filmler anca doluyor.







29 Aralık 2020 Salı

Fıstık ezmesi

Anneannemlerdeki fıstık ezmesi kavanozunu ve tadını hiç sevemediğimi hatırlıyorum. Sonra da üniversitede sırf ucuz bir sürülebilir malzeme diye alıp, yine bir süre sevemeyip, sonra bağımlısı olduğumu. Bir de tabii tuzlu kavrulmuş fıstık var, Hollanda'da kilosunu 50 sente alıp tez sabahlamalarında fıt fıt fıt yediğim. Metabolizma değişik bir şey, şimdi yapsam anında 3 kilo alırım. Yapmadım, yine de aldım.

Konumuz olan yer fıstığı aslında bu kız. Yazdıklarımın konuyla bir alakası yok.

Fıstık kız evimize geleli 5 ay oldu tam. Zaten müthiş rutine oturtabildiğimiz bir hayatımız yoktu pandemi öncesinde de, ama eve kapanınca bir zaman göletinde yüzmeye başlamıştık. Bir köpekle yaşayabilir miyiz, bir köpeğin ihtiyaçlarını karşılayabilir miyiz, heyvan mutlu olur mu falan derken sonunda kendi aramızda kararımızı verdik, karşımıza da bu kızçe çıktı. Yer fıstığına benzediği için de adı Fıstık oldu.


İlgi arsızı, ve bazen dilini dışarıda unutuyor. Bazen koltukta değil de masada çalışıyorsam gelip zorla beni koltuğa alıyor, sırtını bacağıma dayayıp uyuyor. Uyurken kafasını koltuktan aşağı sarkıtmayı, bir de bileğini bükmeyi çok seviyor. Gitarlarımı yalıyor, çıkan ses hoşuna gidiyor. Eskiden oyuncaklarını da gitarlarıma atıyordu, sanırım onları da ona karşılık verebilecek bir canlı sanıyordu, bilmiyorum. Yemek saatlerini saate bakmış gibi bilip etrafımızda dönmeye başlıyor. Arka camdan görünen apartmana girene çıkana aşırı sinirleniyor, çünkü nasıl olur, nasıl girip çıkarlar o apartmana. Oyuncaklarının adını biliyor. İstediği şeyleri anlatmak için kafasını yana eğmek gibi bir yöntemi var, liste gibi sayıyorsunuz, istediği şeyi duyunca kafasını yana eğiyor. Pati vermeyi öğrendikten sonra her bir şey istediğinde havalara pati vermeye başladı. Herkes bir arada olsun istiyor, ayrı odalarda olmamız hoşuna gitmiyor.

Herkes onu sevsin istiyor. Herkesin yanına giderken ne kadar iddiasız, ne kadar tehdit unsuru olmaktan uzak olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. O yüzden pek de ciddiye almıyor bunu diğer köpekler. Bir keresinde eve başka bir köpek daha geldi, çocuk gibi mutlu olup bütün oyuncaklarını ona getirdi. Boris ona havladı, Fıstık da çok üzülüp küstü.


Biz mi Fıstık kızı tüm ezikliklerimizle kendimize benzettik, yoksa bu kız zaten böyleydi de biz mi ona yakınsadık, ya da bunların hepsi saçma tespitler mi bilmiyorum. Sonuçta düşününce ben uyanınca dilimi dışarıda unutmuyorum, demek ki o kadar da değil.

19 Mayıs 2020 Salı

Kumrucuğum


"Ney, bir günde iki post mu? Nilipek., sen çıldırmış olmalısın!" dediğinizi duyuyorum. Bu kararımla ekonominin ve siyasetin birbirine girdiğinden haberim var.




Mutfağın açılmayan bir penceresinin önüne bu kumru (ve tahminim eşi) yuva yapmışlar. Sanırım dün akşam, çünkü bu sabah gördüm.

Eve Aralık'ta taşındık. Son üç aydır sanırım, balkonda çalı çırpı bulup duruyor, kumruların yuva yapmaya çalıştığını tahmin ediyor, ama tam nereye nasıl yaptıklarını anlamıyorduk. Zeki arkadaşlarımız balkon kapısının üzerine, duvarla sineklik arasına yapmaya karar vermişler yuvayı, ama o kadar dar bir yer ve boşluklar o kadar geniş ki hiç bir dal parçası yukarıda duramıyor, her kapıyı açıp balkona çıktığımızda da daha fena dağılıyor yuva. Toparladık, karton koyduk, ama beğenmediler balkon mahallesini, bir süre gidip geldiler, ortamı kestiler ama sonra bir daha uğramadılar.

Hiç açılmayan, kedilerin de bizim de hiçbir şekilde ulaşamayacağımız bir yer bulmuşlar şimdi kendilerine. Hayalimde bir on on beş gün sonra ehere ehere diye yaşayacağımız sevinçler var, ama bir tarafım da umarım dram izlemeyiz diye tırnaklarını yiyor.

Evime gelen her canlıyı işaret olarak almaya meraklıyım, ama işaret arayana her şey işaret zaten. İsteyene de her işaret bahane.

18 Mayıs 2020 Pazartesi

Epey eksik bir özet

Hayatta sunabileceğim ilginçlik seviyesinin git gide düştüğünü hissettiğim şu günler belki de en azından buraya not almak için doğru günler. Ya da yapılabilecek her şey bitti ve ben artık bana kilo aldırmayan şeyler yapmak istiyorum. Ya da doktora tezine geri dönmek baştan yanlış bir karardı. Ya da bilmiyorum, belki de bu blogu başta (2008'de) neden açtığımı hatırladım; Facebook'ta her şeyi paylaşmayı sevmiyordum, herkesin önüne düşen durum güncellemeleri ve fotoğraflar beni huzursuz ediyordu; ama bir yerlerde de paylaşmak, not tutmak, sonra hatırlamak istiyordum.

Bunu acaba son birkaç yazıda kaç kere bir daha bir daha açıkladım. Şu kaderine terk ettiğim sevgili bloga özür borçluyum gibi hissediyorum her seferinde. Döndüm, dönüyorum diyemem, ama hisler blogu ilk açtığım zamankine benzer. Instagram'da uzun uzun açıklamak istemediğim, kaç like almış umrumda olmayacak günlük ıvır zıvırı yine buraya mı atsam acaba mesela sanki? Bir de haydi biraz dürüst olayım, Instagram'daki cool ve eğlenceli ve ilginç ortamda kendimi kötü hissetmeye başladım biraz. Sürekli ilginç bir şey söylemem gerekiyor gibi. YETER! SÖZ MİLLETİN! BENİM DEĞİL ÇÜNKÜ GALİBA HİÇ İLGİNÇ BİR ŞEY YOK SÖYLEYECEĞİM.

Eski evden kurtardığım yukacığım, Yeldeğirmeni ve sosyal mesafe stili.


Aslında hamurişi dışında hiçbir şey yapmamış değilim eve kapanalı beri. Albüm çıktı bu esnada ve ben her yerde albümü anlattım. Yani videosuydu, podcastiydi, gazetesiydi, dergisiydi, her yere bırbırbır konuştum, çekinmedim, gocunmadım, ama biraz yoruldum, biraz da -albüm çok kişisel olduğu için, açıkçası- kendimden sıkıldım. 

... evet


Bu arada eve kapanmanın başlarında "vaktimizi mutlaka verimli değerlendirmeliyiz" festivali kapsamında "belki klip bile yaparım?" seminerinde türlü türlü animasyon kursuna başladım. Sonra baktım yetişecek edecek gibi değil, hepsini bıraktım, bildiğim yollardan gittim. Sonuçta şöyle bir klip yapmış oldum:

8bit Nilipek bir Mirkelam gibi de düşünülebilir tabii...


Hamurişi dışında bir de şöyle bir şey oldu; sanki üzerinden yıl geçmiş gibi, bir buçuk ay geçmiş aslında. Biz Berkay'la konser verdik. Süreç teknik detaylar öğrenerek, işe yaramadığını görerek ve yeni teknik detaylara yelken açarak geçti diyebilirim. Sonuç olarak, canlı yayın yapabiliyor muyuz? Galiba... Canlı yayın esnasındaki kesinti ve atlamalar biraz canımızı sıksa da, kaydettiğimiz hali de burada.



Bu da bir gün öncesi, test yayını, hafiften gerginlik, bir de gizli yayını izleyen 1 kişinin ben olup olmadığını anlama çabası


Hamurişi demişken; hamurdan uzak kaldığımız bir yılın acısını çıkartırcasına hamura boğulduk, adeta hamurun kendisine dönüştük.

  


Pizza biraz rol çalmadı değil ama yukarıda böreğin gelecekten umut seviyesine katkısını, ve bir kalıp tereyağ harcanan, normal hayatta da çok tereyağ tüketiyoruz zannedip tereyağ depolamamıza sebep olan bisküvileri görüyorsunuz.






Bu da "ev ararken illa balkon istediğim için aklımla bin yaşayayım mı ha yaşayayım mı" diyen mutlu ve butlu bir Nilipek.

6 Nisan 2019 Cumartesi

Tabii ki geri dönmedim.


Büyük Ev Ablukada neden hayatımın her önemli noktasında bu kadar belirgin? Yani neden son on yılın tüm değişimini Büyük Ev Ablukada konserleri ile anlatabiliyorum? Niye bu kadar önemli? Önemli olmadığını düşündüğüm anda niye çat diye makinanın içinde unuttuğum bir filmden bu fotoğraf çıkıyor?

Galiba 2 Aralık bu. Öyle olmalı. Seviyorum. Bu kadar önemli olmasını da seviyorum.


Duygularım farklı farklı yönlerden bu fotoğrafa çok yakın.

İki fotoğraf da Cmena 8m, ne zamandır kıyamıyordum. İkinci fotoğraf Heybeliada'da, çok uzun yürüyüp ormanda aniden atlara rastladığımız bir andan. 

Hayat bana güzel diyebilir miyiz? Bence diyebiliriz. Bir de bugün yeni fotoğraf makinası/kamera aldım. Herkese videosunu çekmeyi teklif ediyorum. Hayırlara vesile olsun.

15 Aralık 2017 Cuma

Döngü


2 sene önce Sabah'ı yayınlamıştık; 11 Kasım 2015'te. Albüm hayatımı değiştirmedi kendi başına, ama sonraki iki yılda hayatım gereğinden fazla değişmiş olabilir. Ya da belki bizzat gereği buydu, ben başka bir şey yaşadığımı sanıyordum, bilmiyorum.

Açık konuşayım, Sabah sonrası bir yıl süren kişisel bir bunalım, sonrasında yine bir yıl süren hayata dair başka bir bunalımla boğuştum. Etrafa çok da hissettirmeden bence iyi çıktım sağ ve salim. Bundan sonra ne olacağını bilmiyorum, aslında şu an ne olduğunu bile tam bilmiyorum. 

Ama bu süreç boyunca tuttuğum bir defterim vardı, hatta bu defterin adı 'saçmalama defteri'ydi. Çünkü fark etmiştim ki 'aman ergen gibi gözükmeyeyim', 'ya biri okursa ve salak olduğumu düşünürse' ya da 'şimdi bunu yazarsam çok bilmiş olacağım' gibi laflarla çok uzun zamandır kendimi dövmekteydim. Az üzülsem sağ yanağıma bir tokat, biraz uzaklara baksam sol bacağıma bir çimdik. Dedim 'böyle sanat mı olur, hem' dedim 'bunlar hep çalışma'. Sonuç olarak evdeki en el yapımı defteri saçmalama defteri olarak yeni görevine atadım.

Ve yazdım da yazdım. İçinde yapmam gerekenlerden alış veriş listesine; günlük gibi 'bugün şu oldu, bu oldu'lardan şarkı sözlerine; 'çok kötüyüm'lerden 'çok iyiyim'lere her şey var. Ne düşündüysem, ne hissettiysem, tarihleriyle yerleriyle.

Defteri bitirmeye yaklaştıkça eski yazdıklarımı tekrar okumaya başladım -ki en sevdiğim şey; şu blog bizzat bunun için var. İkinci paragrafta dediğim gibi, sağ ve salim çıktığım için iyi hissettim, ama biraz da salak olduğumu düşündüm; zira aynı şeyleri yaşayıp, aynı şeyleri hissedip, kendimi aynı noktada bulup durmuştum.

Hiç farkında değildim. Her seferinde 'neden böyle oluyor'lar, 'ilk defa böyle hissediyorum'lar, 'eskiden nasıl da mutluydum, ne kadar iyiydim'ler havada uçuşuyordu. Hepsi de yanlıştı. Üstelik hafızanın duygularla şekillendiğini ve aslında güvenilir olmadığını da biliyordum, ama ona rağmen aynı yerde dönüp durmuştum. 

Döngü çıkalı iki hafta olmuşken şu kişisel açıklamayı yapmam gerektiğini hissettim. En azından kendime hatırlatmak için. Çünkü sanki yürümüştüm bu yollardan, sanki tanıyorum bu kokuyu.

Şimdi yeni bir defterim var, ve biliyorum bir süre pek yazamayacağım. Ama belki vesileyle buralarda takılırım biraz da. Özledim çünkü.

7 Eylül 2017 Perşembe

-

Hiçbir şey yazmak istemiyorum, ama en azından bundan sonrası için -belki- bir başlangıç olur.

Lubitel 2 (Lady Grey 400, bayat):







Mamiya MSX 500 (Lomography Color 400):












Mamiya MSX 500 (Ektar 100):