4 Ocak 2017 Çarşamba

2017

Uykum var.

Merhaba, ben Nilipek, iki kişi 'ya ama niye yazmıyorsun artık?' deyince dünyalar beni takip ediyormuş gibi hissediyorum. Ve itiraf ediyorum; aylardır kafamda 'bloga artık bir şeyler yazmam lazım' cümlesi dönüyor. Lakin 2016'yı bir karasal taşıt olarak düşünürsek (örnek: tren), biz mi ona bindik de bugünlere geldik, yoksa o bizim üzerimizden mi geçti emin değilim.

Haliyle bu blogcağız da kaldı burada böyle. Halbuki arada blogda atlanan, ama çeşitli sosyal medya hesaplarında layk sayan bir sürü konser, fotoğraf, çizim var. Ve benim bütün bunları tamamlamam mümkün değil. Yaklaşık 6 ayım bu günlükte kayıp. Hatta şimdi baktım, önceki aylarda da yazmadığım, atladığım çok şey var. BİR YILIM YOK.

Neyse, sanırım 2016'yı biraz özetlemem lazım, önce kendime. Araya da alakalı alakasız, güzel çirkin, ama bir şekilde 2016'ya dair duygular içeren fotolar serpiştirebilirim, mesela.
  • Aslında biraz tatsızlık vardı, biraz da açıklayamadığım duygusal içe dönüşler, ama işin kendimle ilgili tarafından galiba alnımın akıyla çıktım. O kadar alnımın akıyla çıktım ki, resmen bununla övünüyorum. 
  • İşi, akademiyi bıraktım. Zor, ve aslında 2 senedir üzerine düşünülen bir karardı, ama bıraktım. Daha bırakmadan, sadece 'işi bırakıyorum' dediğimde bile inanılmaz rahatladım. 
  • Yıl içinde birkaç tane müthiş konser oldu (Aşağıda gördüğünüz Adana konseri öncesi piknikten. Midem falan bozuk, sabahın köründe son bir kusup öyle gitmişim Adana'ya. Ve o ayaklarımızı soktuğumuz su buz gibi. Gördüğünüz gibi her yerimden zeka akıyor.)

Bu yılın tüm delirenleri
Adana'da Nöbetçi Kütüphane'de, Bozcaada'da Akvaryum Otel'de, Lomography Store'da, Plak Festivali'nde, Ankara'da The Route'ta kafayı yemeli konserlerimiz var. Bunların kimi konserde güzel çaldığımız için, kimi seyirci tatlılığından, kimi ev sahiplerimizden, kimi ortamın misliğinden dolayı sırıtarak ayrıldığımız yerler. Diğer konserler de iyiydi, ama bu arkadaşlar daha sıcaktı bir şekilde.

  • Annem-babam-ben, bu yaz Kaliforniya'ya gittik, 3 haftalığına. Bir turistin yapacağı her şeyi yaptık, ama yapmayacağı bazı işlere de bulaştık, çölleri geçtik, dağları aştık, outletleri yağmaladık, ve tam döneceğimiz gün, yani 15 Temmuz'da, darbe desem değil, değil desem o da olmaz, garip ve kötü bir şey oldu. Biz bir süre dönemedik Türkiye'ye. Bir yandan darbe olup olmadığını anlamadığımız, neler yaşandığını da çözemediğimiz için kafamızda 'bir daha hiç dönemezsek ne yaparız' senaryoları yazdık. 
Sonra ortalık sakinleşti, biz döndük, hayatımıza bir şekilde devam ettik.
(Kendimden çok umutlu değilim ama belki Amerika'yı anlatan bir yazı yazarım.) 
  • Müthiş gazlarla Sakız'a, Selanik'e falan gittik, Yunanistan övme yetki belgelerimizi alıp geri döndük.
  • Ali Bey ile bir Kopenhag-Stockholm gezisi yaptık, ben 6 yıl öncesinin nostaljisine, Ali ise bira şişesine doydu. Ve aile, akraba güzel şeyler. 
(Kendimden çok umutlu değilim ama belki Kopenhag'ı ve Stockholm'ü anlatan bir yazı yazarım.)

Hülagü İsveç şubesi

  • Tüm bunlar olurken işten ayrılışımın üzerinden 1 ay geçmeden kendimi beni dövmeye başlatan Can Levi, ve hala hayranı olduğum Can Güngör'le ortak stüdyo kurarken buldum. Neyse üzerinden sanırım 3 ay geçti ve artık çılgınlar gibi çalabiliyoruz içeride.
  • Önceki maddeye açıklama: dövmem var ve dövme yapabiliyorum.
  • 2017'ye dair pek umudum olmasa da, 2016 bittiği için salakça sevinçliyim. 
  • Aklıma daha fazla bir şey gelmedi, hep gezmeler yer etmiş demek ki. Bir de sanırım şu ara geçmişte ne olduğundan ziyade, sabit maaşsızlığın da getirdiği bir refleksle ne yapacağımı düşünüyorum, o da biraz aklımı bulandırmış olabilir geçtiğimiz yıla dair. 
  • Bu da bu geceden:

2 yorum:

doğa gezgin dedi ki...

Teşekkürler nilipek. Okuyorum ben inadıramadım bi türlü :)

Adsız dedi ki...

Hoşgeldiniz.. Aman artık arayı açmayın Nilipek. Anlatı tarzınızı çok seviyorum, gülümsetiyor.