1 Eylül 2015 Salı

Rakınrol gibisi yok. Belki bilardo.

Dedi mıyır mıyır şarkı söyleyen ve en son lisede bilardo oynamış olan Nilipek.

Dürüst konuşmak zorundayım; yaşlanıyorum. Ya da yaşlanmak doğru kelime değil belki; yetişkinliyorum. Peki yetişkinlemek ne demek? 5 yıl önce kafaya taktığınız şeyleri artık takmamanız, 5 yıl önce kafaya takmadığınız şeyleri artık takmanız demek. İçtiğiniz bira sayısının artık sadece uyku saatinize değil, uykunuzun ve hatta bir sonraki günün kalitesine etki etmesi demek. 'Ne var abi sabahlar yaparım' cümlesinin yerini 'gerçekten çok uykum var ve uyku şu an yaptığım şeyden daha önemli galiba'ya bırakması demek.

Peki bunu nereye bağlayacaktım? Festivaller. Ve festivallerde çalıyor olmanın en güzel yanının kulisteki tuvaletlere girebilmek olması (dedi ve bir daha hiçbir festivalde sahneye çıkamadı).

Talihsiz ve zerre karizmatik olmayan şu güzide açıklamalardan sonra tam anlamıyla konuya girebilirim: Zeytinli Rock Festivali'nde Alternatif Sahne'de en rakınrol şarkılarımızla boy gösterecektik. Tabii ki Ali Bey ile 'fırsat bu fırsat' dedik, çünkü biz böyle reklam cümleleriyle konuşmayı çok severiz. İznimizi aldık, Zeytinli öncesi biraz Assos'a konuşlandık.



'Plajın kalabalığından oturacak gölge alan bulamayan vatandaşlar nereye sığınacağını şaşırdı' (DHA)

Her gün mutlaka 3 kere 'bana waffle ısmarlayacaksın değil mi?' diye darladığım Ali neyse ki isyan etmek yerine bana gerçekten waffle ısmarlamayı seçti. Bir de her öğün zeytinyağına boğulduk, boğulmadık değil.

(Bu noktada şanslı hissettiğim özel bir durum var, iyi mi kötü mü bilmiyorum. 'Mayosundan ışık yansıtarak tüm yobaz ve cahilleri yakarak öldürmeye and içmiş olan teyze' kalıbını başka biriyle kurabilir miydim, ya da başka biriyle böyle bir tatilde, sadece rakı içip muhabbet ederek, yıldızları izleyerek bu kadar eğlenebilir miydim bilmiyorum. Kurduğumuz ortak dili seviyorum. Belki biraz asosyalleşiyoruz ama ben onu da seviyorum.)


Güneşe, denize ve insanları izleyip 'mihmihmih' gülmeye doyduktan sonra (çünkü kötü insanlarız, evet) kendimizi yollara attık, ve ufak bir Küçükkuyu ziyaretinden sonra Zeytinli'de kalacağımız otele vardık. Bundan sonrası artık hep raksıtarlık.

Bir gün ukulele çalmadan da müzisyene benzeyeceğim.
(Fotoğraf: Burak Bayrak)

Her konser iyi, her konser keyifli. Ama ana sahnede konser devam ederken bizim konseri bekleyenleri gördüm, ilk defa önümdeki kitlenin benimle birlikte bağırarak şarkı söylediğini duydum, o işte başka bir boyut; 'ya bu müziği yapıyoruz ama kim dinliyor ki acaba' sorusunun üzerine basıp bir üst basamağa çıktığımız an. Biraz patlak, ama dinleyenleri göstermek adına şu fotoğrafı koymam lazım. 


Yani evet, alternatif sahnedeydik, evet, sadece yarım saat çaldık. Ama duygusal anlamda, grupsal birliktelik anlamında başka bir boyuta adım attık sanki. VE BİR DAHA HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMADI (yalan).

Bu arada bence Zeytinli Rock Festivali'ndeki iki sahne sistemi çok güzel organize edilmişti; iki sahneden aynı anda ses çıkmıyordu, böylece eğer en önden seyretmek gibi bir niyetiniz yoksa tüm konserleri takip edebiliyordunuz. Gerçi biz konser takip etmek yerine kuliste Burak Gürpınar bulup darlamayı seçtik mesela.


Bizden sonra alternatif sahnede Can Güngör vardı. Artık bence arkamızdaki ekibin kendine isim vermesinin zamanı geldi bu arada, yani atıyorum, adları 'tırtıllar' olacaksa, Nilipek ve tırtıllar, Can Güngör ve tırtıllar, Biz de tırtılız gibi isimlerle sahne alabiliriz. Konuyu dağıttım, dağıtmayayım, çok güzel konserdi, yine kalabalıktı, insanlar bir ağızdan eşlik etti şarkılara.




Geceyi konuşmalar, gülüşmeler ve Şebnem Ferah eşliğinde bir lise nostaljisiyle kapattık. Ertesi gün elbet organik kahvaltımızı edecek ve Topçular'da kilitlenmemek adına Ali Bey ile geç kalmadan yola çıkacaktık. Üzerinden bir hafta geçtikten sonra bile hala sabahları uyanmak istememek, inatla tatile özlem duymak da bizim şımarıklığımız olarak kalacaktı.


Emniyet kemeri hayat kurtarır.


Hiç yorum yok: