30 Nisan 2015 Perşembe

Buckley.



  • Oyh...


  • Her şey birbirinin üstüne binince insan nereden başlayacağını bilemiyor. İnsan nereden başlayacağını bilemeyince hiç başlamıyor. Sonra ne oluyor, blogda ölüm sessizliği. Ve işin garibi, yaşadıklarını ara ara yazmaya alışan için hiç yazmamak iyi değil. Aniden zaman çok hızlanıyor mesela. Bir sürü şey ortadan kayboluyor. 
  • Neyse ufaktan ufaktan güncelleyeyim burayı; yani şu anki durumu özetleyeyim, daha fazlası değil. Neden? Çünkü tembelim. Yani sadece uzun uzun yazmak için değil, uzun uzun okumak için de tembelim.
  • 'Yeni yıldan pek bir şey beklemiyorum' dediğimde sevgili 2015 bunu bir meydan okuma olarak algılamış olacak ki daha nefes alabilmiş değilim. Bir kere albür muhabbetleri var, Studio Bee'de geçirdiğimiz 10, MIAM'da geçirdiğimiz 5-6 gün var. 'Albüm ne oldu?' sorusunun cevabı artık az çok sabitlendi gibi: 'Abi, kayıtlar bitti, miksler bitmek üzere, işte sonbahara kadar her şeyi bitirip yayınlamayı planlıyoruz'.
Bee'deki günlerin özeti

  • Bir de Red Bull Warm Up var tabii, saymasak olmaz. Peygamber Vitesi ayrılmasaydı daha da eğlenecektik, ama şu haliyle bile pek eğlenceli.
  • Bir de mayada hiç raksıtarlık olmaması var tabii, saymasak olmaz.


  • Bambaşka alanlarda da şöyle şeyler oluyor: bir şeyler yaptığım ama yapmadıklarımın yaptıklarımı adeta katlayarak geçtiği üç yılın sonunda İletişim Fakültesi'nden ayrıldım; okulunu okuduğum şeyleri yapmaya geri döndüm. Gerçi üniversiteden ayrılmadım hayır, ama şu ara Beşiktaş'ta millete bir şeyler gösterip, 'aa nereye bakıyorlar acabağ' ya da 'aa heyecanlandı mı o' demekle meşgulüm. Özüme döndüm.
  • Gerçi özüm dediğimiz şey tartışmalı. Maastricht'teyken özüm bu değildi. O zaman da belki okulda çalışsam özüme dönmüş hissedecektim. Ama şunu itiraf etmek zorundayım, yaptığım işten hiç bu kadar mutlu olmamıştım.
  • Bu arada evlilik baya eğlenceli bir şey yahu. HER GENÇ İNSANA ÖNERİYORUM. Yok la yok, herkese önermiyorum, napacaksınız evlenip. Ama güzel, yani evlendiğiniz kişiye bağlı olarak tabii, yani bize güzel. Şu ara birbirimizi pek göremiyoruz gerçi, ama gece ayaklar birbirine değiyor ya, o baya müthiş bir şey.
Balayının anlatmaya üşendiğim ikinci bölümünden bir fotoğrafla geleyim madem.
Ay lav Cordoba, of.

  • Digiturk=VH1 benim için. Hala öyle. Normal koşullarda kumanda Ali'de olduğu için Top Gear senin, Depo Savaşları benim geziyor, arada Survivor'a göz kırpıyorduk, ama yalnız kaldığım an VH1 sömürüyorum. Niye lan manyak mıyım ben. Mesela şimdi Estelle'den American Boy çıktı, 'ehe ehe ehe' diye gülerek, saçma bi surat ifadesiyle izliyorum. Kral TV ile başlayan, MTV, Number one ve Dream TV ile devam eden 'paralize olmuş şekilde müzik kanalı izleme' maceram VH1'de son noktaya ulaştı resmen. Bir ara da Tivibu'da bir konser kanalı vardı, o da iyiydi ama aynı tadı vermedi.
  • Hayatımın hangi noktasında ders veririm, ya da herhangi bir noktada ders verir miyim bilmiyorum ama öğrenci dediğin güzel bir varlık.
  • Bu arada röportaj işini ne kadar becerebildiğim şüpheli ama şurada şöyle bir şey var, Outsiders Mag ile yaptığımız. Bir de ona ek şöyle bir şey var, sanırım şu andan tam 2 sene önce yazdığım, ama anca gün yüzüne çıkan, ve hatta sırf hava güzel diye aniden gaza gelinip çalınan. Hava da iyi gidiyordu da, bugün bozmayaydı iyiydi.


  • Başım ağrıyor.





1 yorum:

Emir Bey dedi ki...

Cordoba fotoğrafı şahane!