17 Ocak 2015 Cumartesi

Erimezse mesela.

Sonrasındaki akademik felaketler zincirini güçlendiren en net olaylardan biri olsa da, geçtiğimiz pazar Gebze'de hamsi yemiş olmaktan pişman değilim. Zaten şu saatten sonra pişman olsam ne olur allasen, hamsiler çoktan doğaya geri döndü ve benim tüm tarihleri birbirine karıştırmamın, yetersiz yeterliği teslim edip bir şekilde geçmemin üzerinden dört gün geçti.

Havanın müthişliğine rağmen Gebze'de karların erimemesi (ve montla hamsi yemek)


Aslında her şey Ali ve Ozan ile cumartesi günü ukulele bakmaya çıkmamızla başladı (ve o hikayenin de bambaşka komik yerlere giden bir devamı var, ama konumuz o değil). Ozan arabada giderken bu sene güzel hamsi yiyemediğini söyledi, Ali de tabii ki Trabzonlu kişiliği ile bu durumu düzeltmeye kendini adadı...

Daha doğrusu, bütün bunlardan habersiz olan Turgay Bey 5 kilo hamsi almış ve bizi Gebze'ye çağırmıştı. Olur mu, olmaz mı, orada ders çalışılır mı, hava soğuk mu derken kendimizi hep beraber Gebze'de bulduk.

Günün kahramanları Turgay Bey ve Ali Bey


Sonrası hep itlik, hep kopukluk... Ozan Tekin'in az rakstar bir insan olmadığına daha önce de değinmiş olmam lazım, bir çift olarak Ozan-Ayşe de adeta bir Brad-Angelina, adeta bir David-Victoria Beckham. Ben de adeta magazin fotoğrafçısı Samet.


(Kameraları fark eden Ozan ve Ayşe poz verdikten sonra hızlı adımlarla mekandan uzaklaştı)

Dediğim gibi, sonrası hep itlik kopukluk, ve hayatımızda yediğimiz en güzel hamsi. Rukiye Hanım ve Turgay Bey eşliğinde süper bir aile saadeti. Biraz da soba  ve şömine eşliğinde mayışma, şişme...




Hiç yorum yok: