16 Kasım 2014 Pazar

Balingen I

Ne kadar uzun zamandır yazmamış olduğumdan bahsetmeyerek konuya dalıyorum; tatil seven insanlarız. Çoğu insan gibi çalışmadan yaşayabileceğimiz bir hayatın hayallerini kuruyor, günlerimiz goygoyla geçsin istiyoruz. Durum böyle olunca tabii bir hafta arayla Bodrum'da ve Antalya'da iki düğün olması aniden içimizdeki tatil aşkını alevlendirdi, ve planlamış olduğumuz balayı öncesinde bizi bir semibalayı yapmaya itti.

Peki bu ne zamanın konusu? Pihii...

Eylül başında kişiliğimizin macerasever taraflarını da yanımıza alıp Ali'nin kuzeni Can'ın düğününe gitmek üzere yola çıktık. Planımız ilk iki üç günü Bodrum'da geçirmek, oradan Kaş'a geçmek, sonrasında Adrasan'a uğramak ve son gün de Antalya'da Emir Bey'in düğününe katılmaktı. Ve her şey planlandığı gibi gitti, yani programda bir sıkıntı olmadı; gerçekten de planlanan günlerde planlanan yerlerdeydik.

Planlamadığımız şey Bodrum'a gelir gelmez midemizi bozmamız ve sonraki gün boyunca yataktan kusma ihtiyacı dışında kalkamamız oldu. İLAÇLARLA AYAĞA KALKTIK, İĞNELERLE DÜĞÜNE KATILDIK. Haliyle, bu bozukluk beni tatilin geri kalanında etkilemiş olsa da, gördüğünüz üzere düğün gecesi pek şendik.



Arabamızı kiralayıp Kaş'a doğru yola çıktık, Kaş dediğimiz bilirsiniz ki yaz günü adeta 'hem sakin sakin denizime gireyim, hem de akşam ortamımı yapayım, galiba biraz da entellektüel olabilirim' diyen İstanbullu'nun son sığınağı. Öyle ya da böyle, özlüyor insan. Ben tatil başındaki mide bozukluğunun etkilerinden kurtulamayınca Kaş'ı tam randımanlı yaşayamadık tabii, ama içemediğim rakı da güzeldi, içebildiğim hıyarlı cin de. Echo'da Heisenberg dinlemek de pek hoştu, son gün tekne turu yapmak da. Otelimiz Küçük Çakıl'daydı ve Küçük Çakıl denizi bana biraz terör yarattı, ama o da güzeldi. KAŞ NE GÜZEL YER BE. 




Nilipek; photobombda bir dünya markası...

Kaş maceramız bitince Adrasan'a gitmek üzere yola çıkmak istedik, ancak bir maille gelen acil 'noter onaylı nüfus fotokopisi' ihtiyacımız sebebiyle bir süre daha Kaş sokaklarında durduk. Adrasan'a giderken sağda solda 'el değmemiş bakir koy' adı altında 'belediye tarafından düzenlenmiş ama arabanızdan eşyalarınızın çalınmayacağına dair garanti sunmayan' yerler bakınıp durduk, ve evet, sonunda şu cennet gibi yeri bulduk:



Bu plaja inen bir merdiven yok, onun yerine ihtiyatla basacağınız, oraya dökülmüş gibi duran koca daşlar var. Nilipek insanının aşağıya bakarken ilk düşündüğü 'aşağıda başımıza bir şey gelse yukarı nasıl çıkarız?' olduğu için ikilinin inmeye karar verme süreci beklenenden uzun sürdü. Neyse ki Ali Bey ikna etti, iyi ki de etti.



Onbeşbinadetmaviyengeççi geçtikten sonra Adrasan'a vardık, ki tek fotoğrafla özetlememiz gerekirse Adrasan da şöyle bir yer:


Yalnız ben, yani eğer Adrasanseverlerden tepki çekmeyeceksem, Adrasan'a karşı karışık hisler beslediğimi söylemek ve gitmek isteyenleri beklentileri konusunda uyarmak isterim.

Ey güzel tatilci, sana diyecekler ki 'Adrasan müthiş sessiz, aşırı huzurlu bir yer'. Değildur. Zira Adrasan'ın plajı bir halk plajıdır, ki bu da kötü bir şey değildir; sadece çığlık atan çocukların ve yeğenine bağıran dayıların varlığını kabul etmen gerekliliğidir. Yine, güzel kardeşim, sana diyecekler ki 'acaip yıldız gözlemlenir, müthiş karanlık, gökyüzü muhteşem'. Nayn. Sahil boyunca sokak lambaları var cayır cayır yanan, ve, mesela, Kabak'ın ışıksızlığıyla karşılaştırılmaz bile. Ve sen huzurla gökyüzüne bakmak (ve bizim durumumuzda keyifli keyifli muhabbet etmek) isterken sahilin iki sokak arkasında çok kötü gitar çalan birinin Türk pop şarkılarını yorumlaması yankılanır her yerde. Adrasan böyle bir yerdir, beklentilerini ayarla öyle git.

Ama denizi müthiş, o ayrı.


Uzun yollar aştık, dağlar tepeler geçtik ve Antalya'daki oda zannederek tuttuğumuz apartman dairesine ulaştık. Emir'in düğününe birkaç saat vardı, peki biz hazır mıydık? Nilipek saçlarını ne yapacaktı? Oralarda kuaför var mıydı? Vardı. Ne yazık ki vardı, ve her kötü kuaför gibi o da müşterisinin istediklerinin tam tersini yapmaktaydı. Halbuki dükkana ilk girdiğinde gördüğü İngiliz adamın yüz masajı yaptırıyor olmasından, bu etkinliğe 50 euro vermesinden umutlanmıştı Nilipek. Umutları, aynada 80lerdeki ikizini görmesiyle söndü. Saçını bozdurdu, sinirle eve gitti.

Bu gereksiz anımızdan sonra elbet Emir Bey'in düğününden bahsedilebilir. 'Adeta alkol su gibi aktı' cümlesi bence her şeyi özetliyor misal, zira bu cümle sonrasında olanları tahmin edebilmek için de gerekli ipucunu sağlıyor. Ben daha da bir şey demem. 

Emir Bey ve Merve Hanımlar mutlu olsunlar yeter. Sonuçta şu dünyada misafircilik oynayabileceğimiz kaç yeni evli çift var, sorarım!

Fotoğrafta Emir var da Merve niye yok, Merve'yi neden ötekileştirmişiz, hiçbir fikrim yok...


Sonuca gelirsek; kış iyi, kış güzel. Kış en sevdiğim. Ama şu anda, şuraya, şu hale dönmek istiyorum sanırım.




Hiç yorum yok: